KORE SİNEMASI’NDA YEŞİLÇAM EKOLÜ

gokay_gelgec

Bu haftayı bir süredir ilgi ile takip ettiğim Kore Sinemasının (Güney) drama suç filmlerini tekrar izleyerek geçirdim. Ardından böylesine zengin ve Yeşilçam kültürüne yakın bir sinema hakkında söyleyecek bazı sözlerin olması gerekliliğine kesinlikle emin oldum.

Bütçe iyi, oyunculuklar vasat ve iyi arasında (mükemmel değil), karakterlerin özellikle mafya hikayelerinde ki kendine has raconları 70li yılların İstanbul kabadayılarını aratmıyor.

Bir zamanların Cinecittasını kendisine örnek almış Yeşilçamın İtalya ile buluşması, Hollywood klişelerini Akdenizlileştirmek adına önemli bir seçenekti. Koreliler aynı sistemi uygulayarak bilinen kalıplara kendi değerlerini kimi zaman dengeyi sapıtarak bolca yerleştiriyorlar. Hollywood klişelerini doğu kültürü içinde eriterek oyunculuk açısından Yeşilçam abartısını aratmayan güzellikleri bulabiliyorsunuz.

nameless_gangster_02

Doğu sineması olarak düşünüldüğünde (devrim sonrası İranı es geçersek) Hint filmleri de bir dönem Yeşilçamın esin kaynakları içerisinde yerini alırken, içinde ki ağdalı ve bol danslı motifler sebebiyle sadece ana temanın bir yeniden çevrimi yeterliydi. Açıkçası doğuda arabesk dediğimizde İran , Pakistan , Hindistan şeklinde birbirini takip eden bir ağda edebiyatı ve sineması mevcut. Kore ise bu konuda arabeski minimal düzeyde bırakarak insani dramanın çoşku ve çöküşünü abartıyla vermek yolunda uzmanlaşmış.

Abartı konusuna en iyi örnek Yıkılmayan Adam filmiyle boyun eğmeyen kahraman mitini güçlendirmek adına ayakta ölen Cüneyt Arkın klonu karakterlerin Kore filmlerinde bolca yer alması. Hem kötü, hem de iyi adamlar en azından 250 bıçak darbesi almadan ölemiyor. Bu darbeler bir sahnede değil film genelinde de toplama ulaşabiliyor. Yani siz 2.5 saat boyunca ne zaman ölecek dediğiniz karakterin bir kaç yüz kişiyi öldürüp, ülkeler arası seyahat ettiğini dahi izleyebiliyorsunuz. İşin güzel yanı ise yazı ile anlatıldığında ‘Bu kadar saçmalık olur mu ?’ diyebilecek bünyelerin dahi filmleri izlediklerinde aynı heyecanla takip edebilmeleri.

Elbette bu sinemanın derinliğini keşfedebilmek için, izleyici olarak filmlerin kendine has bazı olmazsa olmazlarına haiz olmak gerekiyor; Öncelikle isimler konusu oldukça önemli. Bir zamanlar Cinecitta da ki paragraf uzunluğunda film isimleri Kore filmlerinde kendilerini karakter isimleri olarak devam ettiriyor. Kahramanların isimleri genellikle üç bölümden oluşuyor ve film boyunca yeni karakterler katıldıkça isimleri hafızada tutup senaryoya göre birleştirebilmek zaman alıyor.

yellow_sea_01

Kore dili armoni olarak farklı bir dil olduğundan bir süre uyku hali yaşamanıza dahi sebebiyet verebilir, ancak filmlerin gerilimi ilk 20 dakika içerisinde başladığından görsellik uykunuzu açıp filmin sonuna kadar pür dikkat kesilmenizi sağlıyor. Bu noktada yeni nesil internet çevirmenlerinin filmlere hunharca hazırladıkları Türkçe altyazıları da unutmayalım. Argolar varoş apaçileri ile Natuk Baytan kabadayılarının laflarının arasında bir noktada seyrediyor. Bol bol Türkçe küfürle karşılaşmak mümkün.

Filmler metraj açısından İtalyanlardan uzun Hintlilerden kısa bir noktada, günümüz şartlarında 2,5 saat gibi aralıklara sahip. Pek çok yeni nesil izleyici için yeterince sıkıcı bir süre, (neyse ki Tarantino Kill Bill’i iki bölüm halinde sunmak zorunda kalmışken Inglorious Basterds ve Django ile uzun metrajlı filmlerle izleyicinin tekrar barışmasını sağladı.) ancak bir kere tadını aldıktan sonra filmler keşke bitmese denilen anlarda olabiliyor.

Yeşilçamın her tür filmde başarıyla uyguladığı gerilim teması söz konusu sinema Kore olduğunda bilindik gerilme oranının üç katına eşit bir noktaya geliyor. Eğer bir gangster filmi izliyorsanız özellikle kovalama anlarında ve adam kesip biçme seansları başladığında gerçekten geriliyorsunuz. Yönetmen ve senaristin gerçekten hayal ayarı yok, gerim gerim seyrederken daha da gerilebileceğiniz anlar olurken aniden işin içine Erol Taş kahkahası kıvamında kara mizah örnekleri de katılıyor.

nameless_gangster_03

Erol Taş ile özdeşleşen but yeme sahnesinin ardından Koreli kötü adamın aynı temayı uyguladığı ve o anda mekanını basan en aşağı 50 kişilik çeteyi biraz önce semirdiği but yardımıyla safdışı bırakması gibi yeni nesil dahiyane örnekler mevcut. Kötü veya iyi ayrımı olmaksızın film boyunca adam başına 5 paket civarı sigara tüketimi de akıllara Marmara Kazım ve sevgili Birinci sigarasını getiriyor doğal olarak.

Şimdi Korenin ulaştığı noktayı bir yana bırakarak geriye, 12 Eylül dönemine ufak bir bakış atalım. Erotizmi adres göstererek bitti denilen bir sinemanın en güzel ürünlerini erotik denilen dönemde verdiğinin üstünün kapatılmaya çalışıldığı, darbeyi takip eden yıllarda sistemle barışık yönetmenlerin erotik dünyalarını entel dokunuşlarla vermenin sanat kabul edildiği seksenli yıllardayız. İnsanların seçebileceği iki yol vardı. Birincisi müdahelenin ardından oluşan baskıya karşı bir tavır alma, ikincisi ise olanlara gözlerini ve kulaklarını kapatma. Ülke genelini kapsayan toplum mühendisliği medyanın da yardımıyla bu noktada kendini göstererek insanların çoğunluk olarak ikinci yolu seçmesini sağladı.

Bugün ki sessiz çoğunluk denilen bu güruhun oluşumu da bu zamanlara denk geliyor. Aynı sessiz çoğunluk bir zamanlar diye başlayarak özlediğimiz filmlerle alakası olmayan yeni nesil bir anlayışın takipçisi aynı zamanda. Herşeye rağmen Yeşilçam kabadayılarının ve yarattıkları avantür kültür tamamen yok edilemedi. Bol politika ve gerçekten kötü bir aksiyonla sürüyor.

nameless_gangster_01

Bir yanda Kore sineması bu konuda harikalar yaratırken geçmişinde avantür konusunda tecrübesini kanıtlamış sinemamızın bu konuya Hollywood ekolünü örnek almaya çalışarak vhs dönemi kalitesinde filmlerle devam etmeye çalışması gerçekten yersiz. Koreliler keşfedilmeyi bekliyor.

Yazan: Gökay GELGEÇ – Yojimbooo

올드보이

3 thoughts on “KORE SİNEMASI’NDA YEŞİLÇAM EKOLÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: