Tuncay Akça ile Fenerbahçe ve Yeşilçam üzerine

0
1012

FENERBAHÇE ve YEŞİLÇAM AYRILMAZ BİR BÜTÜNDÜR

Merhabalar, bu yazımda sizlere 2015 yılının mayıs ayında gerçekleştirdim Sevgili Tuncay Akça röportajını paylaşacağım. Kendisiyle çocukluğu, sinema ve TV kariyeri ve Fenerbahçe üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Röportajımızın tamamını Sinematik Yeşilçam okuyucuları için paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. En sevdiği filmi hangisi, hangi filmde rol almak isterdi, Adile Naşit ve Ertem Eğilmez ile ilgili neler düşünüyor? Bu ve daha fazla sorunun cevabını söyleşimizde bulacaksınız. Keyifli okumalar dilerim.


Türk izleyicisinin elinde büyüdü desek yeri var onun için. Hababam’ı sinir eden gülüşüyle kendine yer bulduğu Türk sinemasında kırk yılı geride bırakan; Hababam’ın gülen çocuğu, Gülen Gözler’in Bacaksız’ı, Bizimkiler dizisinin manavı Tuncay Akça ile geçmişten günümüze, sarı – laciverde boyalı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Mayıs ayının son haftasında buluşuyoruz Tuncay Akça ile. Maraton Fenerium Mağazasına girdiğimizde gördüğü ilgi müthişti. Hababam Sınıfı’nın o bacaksız rolü ve devamında gelen filmlerle kendisini öyle bir sevdirmiş ki bizden biri olmuş adeta. Toplu fotoğraf çektirenler, selfie yapanlar, sırasını bekleyenler. Halkın kalbinde bu kadar özel kalabilmek ne büyük şans…

Onun hikayesinin temelinde ‘tesadüf’ kelimesi gizli aslında. Hababam’ın ilk bölümü çekilirken, o civarlarda boyacılık yapıyor Tuncay Akça. Yönetmen Ertem Eğilmez de Adile Naşit’e bir sahneyle ilgili direktifler veriyor heyecanla. Derken ‘motor’ deniyor ve sahne çekilirken gerilerden o tanıdık gülme sesi duyuluyor. Ertem Eğilmez sinirle ‘Stooop!’ diyor. Ertem Eğilmez’in sinirli hali ve işine konsantrasyonu çok meşhur tabii. Gülen çocuğun bulunup getirilmesini istiyor. İşte o an talih dönüyor Tuncay Akça için. Önce hafif bir fırça yiyor, sonra on ayakkabı boyama parası alıyor Ertem Eğilmez’den. Hep film setinde takılıyor. Bir gün Ertem Eğilmez, o meşhur sahnenin çekilmesi sırasında görev veriyor kendisine. ‘Git, şu tek ayak üstünde duran heriflerin karşısına ve gül.’ diyor. İşte gülüş o gülüş. 1974’ten bugüne dek yüz civarında filmde yer almasına sebep oluyor o gülüş. Buyurun Tuncay Akça ile söyleyişe.

Merhabalar, bugün 2015 yılının mayıs ayında Ersin Demirel'in gerçekleştirdiği Tuncay Akça röportajını paylaşacağız. Çocukluğu, sinema ve TV kariyeri ve Fenerbahçe üzerine keyifli bir söyleşi. En sevdiği filmi hangisi, hangi filmde rol almak isterdi, Adile Naşit ve Ertem Eğilmez ile ilgili neler düşünüyor? Bu ve daha fazla sorunun cevabını söyleşimizde bulacaksınız.

Öncelikle çok teşekkürler Tuncay Bey davetimizi kırmadığınız için. Neler yapıyorsunuz son zamanlarda? Önce oradan başlayalım.

Ben teşekkür ederim. Büyük mutluluk benim için Fenerbahçe ortamında sizlerle buluşmak. Yakın bir zamanda yeni bir sinema filmi bitirdik Öğrenci İşleri adında. Artı olarak da Ataşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nde çalışıyorum. Çocuk oyunları, kültür etkinlikleri gibi organizasyonlarda görev alıyorum. Ayrıca kurucusu olduğum, başkanlığını yaptığım bir de kulübümüz var Ataşehir Doğuş Spor Kulübü adında. Orada, gençleri kötü alışkanlıklardan kurtarmak, spora yönlendirmek için uğraşıyoruz.

İzleyicinin gözünde Hababam Sınıfı’nın gülen çocuğu olarak kaldınız ama sizin için daha farklı bir yerde duran rolünüz var mı?

Yüz civarı filmde rol almış bir oyuncu olarak tabiiki pek çok rolümü sayabilirim ama Hababam Sınıfı bende de çok özel bir yerde durur. Hatta evdeki ödül köşesinde, Hababam’la ilgili ödüllerimi hepsinin üzerine koyarım. Hababam’ın dışında Zülfü Livaneli’nin yönettiği Yer Demir Gök Bakır (Yaşar Kemal’in aynı adda romanından uyarlama) filmindeki ana karakterlerden biri olan Memedi rolüm de özeldir benim için.

Ertem Eğilmez gibi bir duayenle, Adile Naşit ve Kemal Sunal gibi çok kıymetli isimlerle çalıştınız. Biraz anlatır mısınız onları?

Öncelikle hepsiyle tanışmak, bir ortamda olmak, sinemaya hizmet etmek benim için büyük bir şans… Çok da büyük bir onur ayrıca. Ertem Ağabey’in hayatımda çok büyük bir yeri var. Allah gani gani rahmet eylesin kendisine. Bana verdiği para ile büyük bir ayakkabı sandığı aldırmıştı Tahtakale’den. Hep dua ile anıyorum kendisini. Türk sinemasının en çok izlenen filmlerinde hep onun imzası var ve en şahsen gerçek değerinin verilmediğini düşünüyorum. O, yıldız oyuncu ve genç oyuncu ayırımı yapmadan herkese önem verirdi. Ekip ruhunu en iyi oluşturan yönetmendi. Oyuncularıyla birlikte yemek kuyruğuna girer, onlarla birlikte tabldottan yerdi.

Adile Abla ise müthiş bir insandı. Sadece oyuncu olarak değil, karakter olarak da mükemmeldi. Evi Beşiktaş’taydı ve mümkün olduğunca yanındaydım hep. Oğlu Ahmet’i bir kazada kaybedince çocuklara adamıştı kendisini ve beni de çok severdi. Her bayram elini öpmeye giderdim. Sanatçı olarak da büyük bir hayranlık duyardım kendisine. ‘Abla, kıkır kıkır gülerken nasıl bir anda ağlayabiliyorsun?’ dediğimde, aklına oğlunun getirdiğini söylerdi. Gülmeyi çok sevse de içinde kocaman bir hüzün taşırdı Adile Abla.

Kemal Ağabey de tabiiki Türk Sinemasının en büyük komedyenidir. Ayrıca çok da yardımsever bir insandı kendisi. Başta Münir Özkul olmak üzere, ben dâhil kim sıkıntıya düşmüşse hepsine elini uzatmış, yardımcı olmuştur. Hepsini saygıyla anıyorum.

Çok önemli filmlerde rol aldınız ama ‘Keşke şu filmde olsaydım.’ dediğiniz, içinizin gittiği bir film var mı?

Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı Tosun Paşa’da yer almayı çok isterdim. İçimde bir ukdedir Tosun Paşa. Ayrıca Canım Kardeşim, Mavi Boncuk filmlerinde yer almayı da çok isterdim.

Eski filmlerinizi izlerken neler hissediyorsunuz?

Özlem ve gurur… Çok büyük işlere imza atan isimlerle birlikte emek harcamışım çünkü. O isimler özel isimler ve onlar gibisi asla gelmez.

Hababam Sınıfı’nda oynayan oyuncularla birlikte sıkça görüyoruz sizi etkinliklerde. Neler yapıyorsunuz?

Yıllar sonra ağabeylerimle buluşmak, etkinliklere katılmak çok güzel. Ülkemizin pek çok yerine gidiyoruz üç dört yıldır. Üniversite ve sinema etkinlikleri başta olmak üzere, mümkün olduğunca katılmaya çalışıyoruz. Hababam Sınıfı’nın ne kadar çok sevildiğini her seferinde görme şansı yakalıyoruz.

Peki, günümüz sinema ve dizi dünyasına baktığınızda neler görüyorsunuz? Eski – yeni kıyaslaması yapabilir misiniz kısaca?

Hiç uzatmaya gerek yok bu konuyu. Çünkü eski filmler, amatör ruhla çekiliyordu ama şaheserlere sebep oluyordu. Günümüzde profesyonellik anlayışı, filmlerdeki sıcaklığı öldürdü. Kalıcı isimleri öldürdü. Bugün dizilerde oynayan kaç oyuncunun ismini bir çırpıda sayabiliyoruz? Eski – yeni kıyaslamasında eskiden yanayım ve dünyaya bir daha gelsem, yine Yeşilçam yolunda giderim. Bugünkü sinema ve TV anlayışını sevemiyorum. Bakıyorsunuz, bugünkü sinema ve dizilerde bile Yeşilçam’dan, kült filmlerden, Hababam’dan, Çiçek Abbas’tan araklama pek çok sahne var. Düşünün artık.

Gelelim Fenerbahçe sorularına. Nasıl Fenerbahçeli oldunuz?

Babam, ben henüz altı yaşındayken elimden tuttu ve İnönü Stadı’na Fenerbahçe – Eskişehir maçına götürdü. Rahmetli babam ve amcam hasta Fenerlilerdi. Antalya, Adana, Eskişehir, neresi varsa Fenerbahçe’nin peşinden giderlerdi. İşte o Eskişehir maçından beri Fenerbahçeliyim. O maçta ilk kez Amerikan salatalı sandviç de yemiştim. E, tabii yemeği de sevince daha da unutulmaz olmuştu o gün  Babamdan Fenerbahçe efsanelerini dinleyerek büyüdüm. Mikro Mustafa, Lefter gibi efsaneleri dinleyerek öğrendim. Böylelikle içime Fenerbahçe sevgisiyle birlikte futbol sevgisi de yerleşmiş oldu.

Kulüp sahibi olduğunuzu da söylemiştiniz. Kulübünüz ile Fenerbahçe’nin yolları kesişti mi hiç?

Kulübü kurdum, Allah bin kere razı olsun, Cemil Turan’ın büyük iyiliklerini gördüm. Sinemadan kazandığım parayla kulübü idare etmeye çalışıyordum ama yetmiyordu. Semtimiz gariban bir mahalleydi. Cemil Ağabey, Fikirtepe Tesislerinden, eski krampon, konç, forma ve topları bizlere hibe ederdi. Bizler de onarır, futbolcularımıza giydirirdik. Böylelikle futbolcularımızda da Fenerbahçelilik kavramı oluşur ve artardı.

Siz futbol oynadınız mı pekiyi?

Oynadım tabii… Sağ bek olarak oynadım, sonra kaleye de geçtim ama boyumun kısa oluşu sebebiyle devam edemedim. Az oynadım ama futboldan hiç kopmadım, kopmaya da niyetim yok.

Fenerbahçeliliğinizi nasıl tanımlarsınız?

Çok ama çok seviyorum Fenerbahçe’yi. Çocukluğumun en güzel günleri geliyor aklıma. Hababam Sınıfı gibi tüm ülkeye mâl olmuş bir yapımın da Fenerbahçe ile birlikte anılması da çok mutlu ediyor. O da ayrı bir gurur sebebi benim için. Bir kere, ülkenin çoğunluğu Fenerbahçeli her şeyden önce. Tabii, Fenerbahçe’yi severken, rakiplerimize de saygı duyuyorum. İyi oynayanı tebrik etmekten de gocunmam.

Hababam demişken, ekibin çoğunluğu Fenerbahçeliydi sanırım öyle değil mi?

Farklı takımlardan ağabeylerimiz de vardı ama çoğunluk Fenerbahçeliydi. Başta yönetmenimiz Ertem Eğilmez, Tarık Akan, Münir Özkul, Halit Akçatepe, Kemal Sunal gibi ustalarımız Fenerbahçe’liydi.

Kemal Sunal ile ilgili soru işaretleri var yalnız. Beşiktaşlı olduğu da söyleniyor son zamanlarda.

Son zamanlarda böyle şeyler söyleniyor ama Kemal Ağabey Fenerbahçeliydi. İyi biliyorum. Oğlu Ali’yi de bu yüzden Fenerbahçe alt yapısına yazdırmıştı. Tabii, aslında onun hangi takımlı olduğunun önemi yok bizler için. O, hepimizin İnek Şaban’ıydı.

Fenerbahçe’nin sıkı takipçisisiniz. Pekiyi, sizin için en unutulmaz Fenerbahçe kadrosu hangisiydi?

Ben, efsanevi kadro olarak Didi ile üst üste şampiyon olduğumuz 1973-1974 ve 1974-1975 sezonlarındaki kadromuzu seçerim. Gözümü açtım ve o kadroyu gördüm. Bay gol Osman Arpacıoğlu, Cemil Turan, Datcu gibi efsaneleri izlemek çok güzeldi.

Günümüz futbolunda en sevmediğiniz olgu ne?

Amatör ruh kayboldu. Her şey para ve popülerlik değil. Kendi değerlerimize yönelelim. Her şeyin iyisi dışarda değil, ne cevherlerimiz var. İyi araştıralım.

Fenerbahçe ile ilgili en unutamadığınız maç ya da maçlar?

Her GS derbi maçı bizim için özeldir. 3-0’dan 4-3’lük ve 6-0’lık maçlar en özelleriydi.

Her maç tribünde misiniz?

Maalesef günümüzde pek fırsat bulamıyorum işim sebebiyle ama çok uzun bir süre hep stadda izledim. Hatta çocukken kaçak girerdik stada. Tırmanırdık, tellerden zıplardık, düşerdik ama girerdik içeri. Sevgiliye koşar gibi gidiyorduk Fener’in maçlarına. Bir gün hiç unutmam, tam içeri gireceğiz, paldır küldür polisler geldi. Arada ben de tam parmağıma cop yedim ama kendimi attım yine de içeri. Bir yandan maçı izliyorum bir yandan da parmağımı tutuyorum can acısıyla. Fener kazanınca acı falan kalmadı tabii…

Başkanımızla ilgili neler söylemek istersiniz?

Ben, eğriye eğri, doğruya doğru diyen biriyim. Geçmiş başkanlarımıza da saygı duyuyorum ama Aziz başkanımı çok seviyorum ve çok saygı duyuyorum. Zor günler geçirdi ama Fenerbahçe’yi asla bırakmadı. Bırakmasın da… Her şey bir tarafa, sadece stadımızı bile, devlete bağımlı olmadan büyüttü ya, o bile başlı başına büyük bir başarı. Bugün stadımıza geldiğimizde müzesiyle, dergisiyle, televizyonuyla tam bir kurum olmuş olduğunu görüyoruz. Diğer yaptıklarını saymıyorum bile. Koyu bir Aziz Yıldırım destekçisiyim.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler. Son olarak eklemek istediklerinizi ve taraftarlarımıza mesajlarınızı alalım.

Ben çok teşekkür ederim, çok güzel bir gündü benim için. Fenerbahçe ve Yeşilçam et ve tırnak gibi oldu her zaman. Kendimi iki tarafın da taraftarı olduğum için çok şanslı görüyorum. Fenerbahçe yönetimi tabiiki, sistemiyle, programıyla her şeyin en iyisini yapar ama amatör kulüplere daha çok yönelmesini isterim. Keşfedilmeyi bekleyen nice cevherlerimiz var bizim. Anadolu’da Fenerbahçe sevgisi özeldir ve fazladır. Bu sevginin de artmasını sağlamış olurlar bu çalışmalarla. Taraftarlarımız da her zaman destek vermeye devam etsin. Takım düştüğünde kaldırmayı bilsin. Biz böyle bir camiayız. Zor günlerde daha çok kenetlenen, küllerinden doğan Fenerbahçe’yiz. Herkese selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

En büyük Fenerbahçe.