Top 10: Keşke Yeşilçam sineması gerçek olsa

0
984

Hepimizin bazen hayat keşke filmlerdeki gibi olsa dediği olmuştur. Bunu derken genellikle aşk filmlerini ya da fantastik filmleri kastederiz. Kimse korku filmlerinin gerçek olmasını istemez çünkü. Pahalılık, işsizlik, teknoloji tutsaklığının olmadığı saygılı ve sıcak bir Yeşilçam sinemasını ise hemen hemen hepimiz özleriz. O yıllar bize rüya gibi gelir. Filmlerde yaşanan bazı şeylerin abartı olduğu çok bellidir de bazılarının gerçek olduğuna inanmak istemeyiz. İşte bizlere keşke Yeşilçam sineması gerçek olsa dedirten o ayrıntılar:

İlişkilerdeki saygı: Yeşilçam sinemasında en fazla sevgilinizin elini tutup, birlikte çayırlarda koşarsınız. Eğer şanslıysanız bir de yanağından öpersiniz. Hepsi bu. Bazı Yeşilçam filmlerinde evlenmeden çocuğu olan çiftler vardır ama bunların da o hale nasıl geldikleri gösterilmez. Daha bir kere bile öpüşmemiş bir çift nasıl oluyor da çocuk yapabiliyor diye düşünmeye kalkmayın. Malum ortada saygı var. Ama eğer evliyseniz ve es kaza yatakta atletli bir adamla basıldıysanız veya kombinezonlu kadınla öpüşürken yakalandıysanız yandınız. Yeşilçam sinemasının ilişkilere saygısı da bir yere kadardır.

Küfürsüzlük: Yeşilçam sinemasında tıpkı Kanal 7 filmleri gibi en fazla pis, lanet, kötü kelimelerini duyarsınız. Kabadayılar bile küfretmez. Türk olarak küfür konusundaki onca imajımız nerden geldi bir türlü anlayamazsınız.

Masal, hayal, rüya gibi şeylerin gerçek olması: Yeşilçam sinemasının fantastik bir yanı da yok değildir. Kim ne hayal etmişse, kim rüyasında ne görmüşse gerçek olur. Bazen bir bakmışsınız masallar, efsaneler filmin konusu olmuştur. Özellikle Musa’nın bebekken sala konulup nehire bırakılması öyküsünü pek severiz.

Birden ünlü olmak: Gerçi günümüzde de ünlü olmak hiç zor değil ama Yeşilçam sinemasında saygı duyulan, Maksim’de sahneye çıkan, plakları yok satan bir ünlüye dönüşürsünüz. Hem de bir gazinoda çiçek satarken ya da ucuz bir pavyonda şarkı söylerken. Daha da acayip olan ünlü olduktan sonra birçok değişik iş teklifi almanız ve bir moda defilesinin tek mankeni olmanızdır. Balık eti olsanız bile.
Mini etek: Bütün kadınların hayalidir sokakta rahat dolaşmak. Yeşilçam sinemasında kadınlar dolgu topuklar, mini eteklerle diledikleri gibi dolaşırlar. Kimse laf atmaz, kimse eteğe bacağa bakmaz. Çünkü herkes bu modern duruma alışkındır. Bu yüzden şimdiki kadınların en büyük ah’larından biridir Yeşilçam sineması dönemindeki bu özgürlük.Zararsız esnaf: Bunlar genelde şirin, hafiften asabi ama iyi niyetli, gözleriniz kör olduğunda ya da hapse girdiğinizde anında aralarındapara toplayan tiplerdir. Hepsi aile babasıdır. Hepsi gözü yaşlı küçük çocuksever ve hepsinin altın gibi bir kalbi vardır. Hiçbir şeyi pahalıya satmadıkları gibi sizi kazıklamaya da çalışmazlar. En kötü yanları bazen gaza gelip sizi kötü kadınsınız diye mahalleden kovmalarıdır. Ona da pişman olurlar en sonunda.

Mutlu son:
Kocanız sizi çocuğunuzdan ayırıp sokağa atsa vesiz geneleve düşseniz de sonunda barışır, hep beraber mutlu yaşarsınız. Yeşilçam sinemasının affedemeyeceği suç yoktur. Filmin sonunda ölseniz bilemutlu ölürsünüz. Çünkü ya sevdiğinize ya çocuğunuza kavuşmuşsunuzdur. Şöyle bir 10 dakikalık olsa bile. Yeşilçam sinemasında hep iyiler, ezikler, maço kocalar kazanır.

Yemek yemeden yaşamak:
Yeşilçam sinemasında yemek yok mudur vardır tabi. Beraber sofraya da oturulur. Ama genelde yemek yendiği pek görülmez. Hepsinin tığ gibi olmasından anlaşılan bu durum insanın aklına bunların uzaylı ya da vampir olduğu fikrini getirse de aslında Yeşilçam sinemasında yemek sadece bir dekordur. Balıkçıların kurdukları muazzam rakı sofralarında bile sadece bir iki yudum rakı içilir. O kadar.
İstanbul’da denize girmek: Böyle arkadaşlarla toplaşılıp sahil kenarlarına gidilir. Veya yalının bahçesinden denize atlanır. Ama bunların yapıldığı yer ne İzmir ne de Antalya’dır. Bildiğiniz İstanbul’da kolibasili korkusu olmadan denize girilir. Kimse hastalanmaz kimse ölmez. Şimdiki gibi Mavi Bayrak var mı yok mu kaygısı da yoktur. Bodrum daha bu kadar ünlü değildir.

Şalvar Bank:
Uzun süredir giyilmeyen bir paltonun cebinde para bulduğunuzda ne kadar sevinirsiniz. Elinizi şalvarınızın cebine attığınız her seferinde para çıktığını düşünün bir. Neler yapmazdınız.?  Hayali bile güzel olan, hepimizin gözlerinin parıl parıl parlamasına neden olan bu durum Yeşilçam’da gerçektir. Bu sınırları, ucu bucağı olmayan paranın kötü ellere geçme ihtimali olsa da; evlerin, arabaların, dünya turlarının gözlerinizin önünden bir bir geçmesine engel olamazsınız.

 Yazan: Frau Doll

Not: İlk şeritte yer alan Sadri Alışık Fatma Girik görseli Nilgün Erdinç arşivindendir…

Yorumlar

PAYLAŞ
Önceki İçerikOnur Çetincengiz – The İnfazcı geliyor
Sonraki İçerikFilm Karelerinde Yeşilçam 02
27 Ekim 1981’de Şanlıurfa’da sarışın olarak doğdu. Önceki hayatında bir Urartu olduğu için burda doğması normaldi. Yoksa kesin Bavyera’da doğardı. İki özel yetenekle dünyaya geldi: 30 yaşına gelince 30 yaşında olduğunu göstermemek ve Taksim’deki biletçi kız taklidi. Okul hayatına inek olarak başlayıp nerd’e oradan da fırlamalığa yükseldi. Aralarda çılgın kız, rockçı, seksi şempanze, doll gibi şeyler de oldu. Özünde iyi biriydi ama. Felsefe okuyup üstüne reklamcılık cila yaptı. Editörlüktü, muhabirlikti, fotoğrafçılıktı, torna tesviyecilikti antin kuntin ne kadar iş varsa hepsini yaptı. Sonunda da en babasını, reklam yazarlığını, powerpoint’e hazırladığı CV’sinin başına koydu. Film ve müzik yazıları, burç yorumları, Twitter iletileri, maç tahminleri yazdı durdu. Halen de kasıyor. Güneş gözlüklerini, karpuzu ve taytı çok seviyor. Bir gün bir otel odasında ölü bulunacağına inanıyor. Bu arada Yeşilçam’a hala ağlar eder. En sevdiği çift Hülya Koçyiğit-Kartal Tibet, 5000 kere izlediği tek film “Malkoçoğlu”, onu ağlatan tek aktör Sadri Alışık ve kendine yakın hissettiği tek karakter Piç Rıza’dır. İzzet Günay teklif etse hayır demez.