Dunning-Kruger Sendromlu Dizi/Film Sektörü

0
574

Seyirci; önüne konulan dizileri ya da “dizi tadında” çekilen sinema filmlerini tükete dursun, sektör çalışanları ilkel çalışma şartlarında üretmeye devam ediyorlar hala… Herhangi bir sektör çalışanına sorsanız halinden memnun mu diye saatlerce sürecek bir sızlanma, sektöre lanet okuma, bir o kadar da şikayet duyabilirsiniz… Peki bu kadar çok üretim yapılan (1 yıl içinde 200‘e yakın set çalışır halde ve hiç durmayan bir devir daim söz konusu) bir sektörde neden herkes şikayetçi ve mutsuzdur? Önce sektörde var olan asıl sorunun teşhisini koyalım.

Bu sektörün başındaki en büyük bela Dunning-Kruger Sendromuna yakalanmış insanların söz hakkına sahip olmalarıdır… Peki nedir bu Dunning-Kruger Sendromu? Lafı fazla uzatmak istemediğimden özet olarak yazıyorum, önemli olan konunun ana noktasını kavramak…

Dunning-Kruger

Dunning–Kruger Sendromu, Cornell Üniversitesinin iki psikoloğu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir “algılamada yanlılık” eğilimidir.

Kendilerinin 2000 yılında Nobel almalarına neden olan tanı, “Cahil cesareti” olarak tanımlanıyor. Teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” diyor.

Yapılan araştırmalar neticesinde edinilen bulgular ve çeşitli deneyler sonucunda Dunning-Kruger Sendromu’nun metni şu şekilde yazılmıştır:

İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür! Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur. ‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür. Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler… Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar…”

Şimdi kendi iş ortamınızı bir gözden geçirin. Muhakkak çevrenizde böyle kişileri fark edeceksiniz. Ya da bunu herhangi bir sektörde rahatlıkla görebilirsiniz…

Bu kişiler yetersizliklerinin farkına varmadan her türlü dalavereyi yapıp bunu kendilerinde hak olarak görmektedirler…

Peki “bizim” sektörde hangi konumlarda görürüz bu insanları? Mesela reklam veren firmada olabilir ya da bir TV kanalının drama bölümünde projeleri değerlendirirken denk gelebiliriz kendilerine… Yapımcı, olmadı uygulayıcı yapımcı veya film müziği yapan kişi olarak karşımıza çıkabilirler… “En iyi biz biliriz” cümlesini bu kişilerden sıkça duyarsınız…

Ciddi bir özgüven zehirlenmesi içindedirler… Yönetmen olarak ortalarda gezinenleri saymıyorum bile… Yönetmenlik zaten hiçbir eğitime, bilgiye, birikime, estetik algısına ya da sanatsal donanıma gereksinim duyulmadan yapılabilen en kolay iş -Türkiye’de-!…

Bu tarz insanlar karar verme pozisyonunda oldukları müddetçe; sektördeki haksızlıklar, kalitesiz yapımlar, ilkel çalışma koşulları, yükselmek veya işi kapmak için yapılan her türlü sahtekarlıklar devam edecektir maalesef… Sorun aslında sadece dizi sektöründe değil; ülkedeki yozlaşmayla, tüketim toplumu olduğumuz için kısa yoldan para kazanma adına atılan her adımın mübah sayılmasıyla alakalı… Çözüm kişilerin gitmesiyle de olmaz… Biri gider, diğeri gelir… Sorun doğduğun an itibariyle tüketmeni, sorgulamadan yaşamanı, açgözlü olmanı emreden ve seni buna alıştıran sistemde… Öncelik bu sistemin değişmesi gerekiyor ve ne yazık ki o da bir anda olabilecek bir şey değil…

Bunun için uzun yıllara, ciddi emeğe ve bol sabıra ihtiyaç var…

Hülasa; seyirci mutlu bir şekilde bu dizileri ve filmleri tüketirken, ekranın diğer tarafında emek harcayan insanlar doğru bilinen yanlışlar neticesinde alınan kararlar yüzünden (kimi zaman da parasını alamayarak) mutsuz bir şekilde ömrünü tüketmeye devam edecektir… Sorun sadece yetkin olmayan kişilerden kaynaklanmıyor; sistemin çarpıklığı, kanunların yetersizliği ve tabii ki çoğunluğu bilinçsiz olan (sendikal haklar, dayanışma, işinin ehli insanların doğru konumda çalışması…vs) sektör çalışanları, vizyonsuzluk gibi hususlar üst üste konulduğunda içinden çıkılmaz bir hal alıyor…

Milyon dolarlık sektörün topu topu 7-8 yapımcı üzerinden gitmesi, bir projenin gerçekleşmesi için piyasa ve sektör hakkında doğru dürüst bilgi sahibi olmayan kişilerin iki dudağının arasından çıkacak lafa bakılması ve belli başlı isimlerin çuvalla paralar kazanıp, başka insanların ciddi maddi sıkıntılar ya da kronik işsizlik ile boğuşması çok da alkışlanası bir durum değil elbette!

Bu konuların her biri ayrı bir yazı konusu aslına bakarsanız… O yüzden böyle iki satır ile geçiştirmeyip, ilerleyen haftalarda onları teker teker masaya yatırıp sorunlara nasıl çözüm üretebiliriz diye bakacağız!

Burak Gülgen (2018)

Yorumlar