Robert Widmark – (İtalyan) Piç Rıza

4
9417

“Bu mücevheratçı baba, 42 milyonluk mücevher yürüttü.”
“O… zocuğu canım evladım”
“Bir sen bir ben birde Allah monşer”

1970’li yılların ikinci yarısında Yeşilçam‘ın bir dönemine damgasını vuran yabancı oyuncu oynatma geleneğinde bambaşka bir dönem açılmıştır. İranla ortak yapım projelerinin ardından sinemamızda çeşitli tarzlarda filmlerle kendi kitlesini yaratan Cihangir Gaffari‘nin ardından kendi kitlesini yaratmakla kalmayıp kuşaktan kuşağa aktarılacak bir sevginin odağında ki insanda sinemamıza adım atmıştır.

Alberto Dell’Acqua , Robert Widmark veya halk arasında ki en yaygın ismiyle Piç Rıza
Robert Widmark’ın sinema serüveni esnasında geçirdiği eğitim ve pişme süreci Cüneyt Arkın ile benzerlikler taşımaktadır. Fakat İtalyan sinemasının kendi kuralları, fizik olarak belli tarzların dışında çok dikkat çekmemesi ve tabii ki bir jön havasında olmaması Widmark’ı kendi ülkesinde bir star yapmamıştır.

Sirklerde cambaz olarak yetişen ve ardından dublörlükle sinema kariyerine başlayan Widmark’ın kamera önünde uzun soluklu rollerde gözüktüğü ilk filmler Spaghetti Westernlerdir. Franco Nero‘dan Lee Van Cleef‘e pek çok starla yardımcı rollerde de yeraldığı bu filmlerin ardından Spaghettilerin eski gücünü kaybetmesiyle modernize edilen türün farklı kollarında kariyerini sürdürmüştür.

Polisiye – gerilim filmlerinden ziyade türün modernize edilmesinin ardından yepyeni bir bomba sayılan ve 1980’li yıllarda ülkemizde VHS dönemini yaşayan çoğu insanın hemen hatırlayacağı Bud Spencer ve Terence Hill ikilisinin en iyi örneklerini verdiği belly laugh filmlerle kendini göstermiştir. Bu devrin ardından dublörlük yeteneklerine yönelmiş ve bu işe eğitimci kimliği ile devam etmiştir. Kimi zamanlarda ise Lucio Fulci‘nin kült yapımı ZOMBIE 2 (Flesh Eaters)de ki gibi zombi haliylede ufak sahnelerde beyaz perdede gözükmeye devam etmiştir.

Bir belly laugh filmi oluşturan iki önemli özellikte kavga ve komedinin birbirine uyumlu bir şekilde yedirilmesi ve bu işlem esnasında mantık gibi bir faktörden ziyade anlık esprilerle seyircinin tavlanması esastır. Bu formül üzerine Yeşilçam’da en başarılı eserlere imza atan yönetmenimiz kuşkusuz Natuk Baytan‘dır. Robert Widmark’ın Türkiyede ki kariyeri esnasında çevirdiği üç filmin ikiside yönetmenimizin imzasını taşımaktadır. Para, kadın, komedi ve aksiyon birlikteliği içerisinde sinemamızın büyük yıldızlarıyla beraber günümüzde de sevilerek hatırlanan bu üç film; Babanın Evlatları (Tarık Akan & Öztürk Serengil ), Baş Belası (Sadri Alışık & Gülşen Bubikoğlu) ve Üçkağıtçılar(Cüneyt Arkın)‘dır. 

Atıf Yılmaz imzası taşıyan Baş Belası diğer iki filmle kıyaslandığında absürd olma ve kendine has usülleri yaratma konusunda daha zayıf kalmasına karşın Babanın Evlatları ve Üçkağıtçılar arasında böyle bir kıyastan bahsedebilmek çok zor. Baytan’ın tipik kamera kullanım tarzı, senaryoda ki katkıları, jargon ve raconu Türk veya yabancı oyuncu farketmeksizin bir potada eritebilmektedir. Bu yüzden filmleri incelemekten ziyade mümkün olduğu kadar çok izleyici ve filmin yanında çerez mahiyetine atırştırmalık birşeylerle sadece kendimizi hikayenin akışına bırakmamız yeterlidir.

 

Piç Rıza, Fırlama Necmi, Pire Mehmet özünde bir İtalyan ve sarışın bir karakter olmasına karşılık Türkiye’li ( ve tabii ki Akdenizli olmasınında katkılarıyla ) izleyicinin beğenisini kazanmak için yeterli donanıma sahiptir. Bu donanımı tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse yıllar önce beraber izlediğimiz Cüneyt Arkın & Robert Widmark’lı Üçkağıtçılar esnasında babamın sarfettiği sözü aktarmam yeterli olacaktır;
“Baksana oğlum, filmde kadın var, kavga var, gırgır var. Daha nasıl tutmasın ki”
 Piç Rıza , Fırlama Necmi, Pire Mehmet

* Gazete haberi için Ercan Demirel’e teşekkürler

Yazan: Gokay GELGEC – Yojimbooo
Not: Bu yazı ilk kez 2007’de Sinematikte yayınlanmıştır. Film afişlerini de ekleyerek yazıyı güncelledik.
Bu yazı,Ters Ninja Sitesinde konuk yazar etiketiyle yer almıştır ayrıca Yeşim Tabak sabah gazetesindeki köşesinde yazıyı referans göstermiştir.