Kemal Sunal – Gol Kralı (1980)

0
2305

Merhaba Sinematik Yeşilçam okurları. Uzun süren tez yazma ve askerlik süreci sonucunda tekrar karşınızdayım. “Türk Sineması’nda Futbol ve Kitle Kültürü” başlığı altında yaptığım tez çalışmamda sinemamızda öne çıkan 5 futbol filmini incelemiştim.Bu filmleri akademik olarak incelerken daha önce gözüme çarpmayan pek çok detayla ve alt metinle karşılaştım. Tezimde çözümlediğim bu filmleri burada tezime göre daha az akademik ama önceki sinema yazılarıma göre daha az eleştirel olarak sunacağım.

12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbeden kısa bir süre sonra Kasım 1980’de vizyona giren Gol Kralı filminde başrolleri Kemal Sunal ve Suna Yıldızoğlu üstlenirken yönetmen koltuğunda Kartal Tibet’i görüyoruz. Türk Edebiyatı’nda futbol temasının yoğun olarak işlendiği ilk romanlardan biri diyebileceğimiz Gol Kralı ilk basımını 1958 senesinde yapmıştır. Uyarlama yaparken bazı isimler ve replikler değiştirilmiş “Kemal Sunal güldürüsü” formatına uyacak biçimde eklemeler yapılmıştır.

Kemal Sunal’ın canlandırdığı Sait Sarıoğlu (romanda Sait Hopsait) yurt dışında tahsil gördükten sonra ülkesine dönüş yapan soylu bir ailenin ferdidir. Kibar, saygılı, çekingen ve fiziksel olarak zayıf diye nitelendirebileceğimiz bir karakterdir. Hayatta az gören gözleri dışında herhangi bir zorluk yaşamadığı için rahat biçimde büyümüştür. Saf ve kirlenmemiş bir dünyası vardır. Bir tesadüf eseri tanıştığı futbol meraklısı Sevim Ferferik’e (Suna Yıldızoğlu) ilk görüşte âşık olur.

Sevim 30 yaşına merdiven dayamasına rağmen uygun bir koca adayı bulamamış, sürekli sevgili değiştiren bu yüzden özellikle babası tarafından eleştirilen kültürel olarak yetersiz, sosyete mekânlarında boy göstermeyi seven şımarık bir kızdır. Sevim Sait’in ona ve çevresine olan yabancılığını gördüğü an ailesinin aradığı damat adayını bulduğunu söyler. Sevim’in amacı evlenip mutlu olmaktan ziyade aile baskısından kurtulup rahat bir yaşam alanı oluşturmaktır. Ailesi de zengin ve Sevim’in magazin dünyasındaki konumundan habersiz olan bir koca adayı buldukları için çok mutludur. Sevim’in futbol aşkı fanatizm boyutundadır.

Kanaryaspor (Fenerbahçe adı dolaylı olarak kullanılırken, Galatasaray Cimbomlar, Beşiktaş ise Kartalspor olarak geçmiştir) taraftarı olan Sevim sadece maçlara gitmekle kalmaz aynı zamanda takımı yakından takip ederek antrenmanlarına dahi katılır. Sevim’in gözüne girmek için elinden geleni yapmaya hazır olan Sait futbolla ilgilenmeye başlar.

Nişanlısının kendisine bağlanması için futbola merak salan Sait, Sevim’in futbola olduğu kadar futbolculara olan ilgisini gördüğünde futbolcu olmaya karar verir. Sait belli yaşın üstünde olmasına rağmen ne futbola ilgisi vardır ne de daha önce herhangi bir spora ilgisi olmuştur. Kendini kitaplara vererek hayal dünyasını genişleten bir karaktere bürünmesinin önemli sebeplerinden biri doğumundan bu yana yaşadığı fiziksel güçsüzlüktür.

Hikâyenin anlattığı dönem 1980’li yılların Türk futbol iklimin yansıtmakta. Gol Kralı roman olarak futbola tüm yönleriyle derinlemesine bir eleştiri getirirken filmde bunun dozu düşürülüp eleştirinin yerini komik durumlar almış. Bir ticari sinema ürünü olarak Kemal Sunal filmlerinin seyirciyi uyandırmak için doğru araç olduğu tartışmaya açık. Dönemin siyasal ve sosyolojik iklimi göze alındığında darbe sonrası suya sabuna dokunmadan olabildiğince salt komedi çekme çabası filmi romandan uzaklaştırmış. Romana yapılan müdahaleler sadece onu bir Kemal Sunal filmine çevirmek dışında Yeşilçam’ın kalıplaşmış bakış açılarına hapsetmiş.

1985 yılında Adam Yayınevi tarafından basılan Gol Kralı

Aziz Nesin’in romanı defalarca farklı yayınevleri tarafından basılırken 1985 yılında Adam Yayınevi tarafından basılan kopyası ise kapak resminde bir futbol topuna giydirilmiş olan pembe kadın iç çamaşırı ile içeriğe atıfta bulunulmuş. Pembe külot metaforu aynı zamanda bu yozlaşmışlığın sembolü olarak görülebilir. Yazar Aziz Nesin kitabı yazmasındaki amacı da şöyle beyan etmiştir ;

Yaşadığım çağ Türkiye’sinde amacından saptırılmış spor denilen yozluğu Gol Kralı romanımda anlattım.

Futbol dünyasının aktörleri de film boyunca yozlaşmışlığın tüm kademelere yayıldığının sembolüdür.Kulüp Başkanı Dündar Dubara (Hüseyin Kutman), antrenör Thomson (Mete Sezer) ve Duvar Ahmet (Yavuz Şimşek) maç sonu bir eğlence mekânında gazeteci Erol İpkıran’a (Zafer Par) verdikleri demeçler ile futbola bakış açılarını açığa vuran konuşmalar yaparlar. Başarısızlığa bahane bularak yenilgiyi hakeme bağlamak, rakibin zaferine gölge düşürüp kendi takımının mağlubiyetini kutsamak gibi algı operasyonu yapmaktadırlar. Öte yandan Sait’in Sevim ile evlenmesine ön ayak olarak kimi zaman arabuluculuğa soyunan Başkan Dubara, Sait’in zenginliğinden faydalanmak için kulüp yönetiminde görev verme planları yapmaktadır.

Futbol konusunda hiçbir bilgisi olmayıp sadece parası olan Sait’i yönetime getirmek istemesi de futbolun profesyoneller değil paralı kişiler tarafından yönetildiğinin simgesidir. Başkanın bu davranışları, futbolun üst kademesinde söz sahibi olan yetkililerin futbolu bilenler ile değil paralılar yönetme düşüncesi sağlam temelli bir futbol anlayışına günlük başarıları tercih ettiğini göstermektedir. Futbol dünyasında liyakat ve bilginin değil önemli rant kapısı haline gelen sektörde sistemi devam ettirme amacı bulunmaktadır. Thomson ise sadece pasaport bakımından değil Türk futbol dünyasına da fikirleriyle yabancı kalan biri olarak diğerlerinden ayrılır.

Zayıf olan aksanlı Türkçesi ile dönemin Yugoslav futbolcu ve antrenörlerinin temsili olarak filmin güldürü unsuru çerçevesinde sistem eleştirisi yapar ; “Ben var vermek taktik ama yok dinlemek kimse. Takım ne zaman kazanmak antrenör iyi. Takım ne vakit yapıyor kaybetmek antrenör olmak bok

Buradan çıkarılacak anlam da günlük ve taktiğe, çalışmaya dayanmayan başarıların iyi sayılmak için yeterli olmasıdır. Her ne olursa olsun kazanmanın yeterli olduğu futbol dünyasında Duvar Ahmet’in bu kadar önemli bir noktaya gelmesinin nedenleri de belli olur. Önemli olan çarkın devam etmesi ve yöneticilerin ceplerini doldurmasıdır.

Filmde en dikkat çeken özellik futbol içerisindeki toplumsal cinsiyet rollerine getirilen diğer Yeşilçam filmlerine kıyasla ayrıksı bakışıdır. Erkeklik meselesi bakımından Ahmet ile Sait çok uç noktalarda durmak ile birlikte iki ayrı erkek modeli olarak göze çarparlar. Sait ne kadar naif, duygusal, saygılı ve sadakatli ise Ahmet bir o kadar vurdumduymaz, ahlaki değerlere bağı olmayan, kadınlara, sadakate ve buna bağlı olarak evlilik kurumuna değer vermeyen biridir. Sait’i enayi, zayıf ve erkek olarak güçsüz görmektedir. Sait’in efendiliği, kibarlığı ve saldırganlıktan uzak yumuşak mizacı onun nezdinde güçsüzlük, kadınsılık ve iktidar eksikliği olarak görülmektedir. Maço bir karakter sergiler buna karşın ahlaki yönden ikiyüzlüdür.

Sait ve Duvar Ahmet arasındaki ilişkide sinemadaki erkeklik temsilinin eleştirisi vardır. Ahmet bu erkek temsilini futbolculuğun getirdiği güç ile yeniden inşa ederken Sait bu kimliğe anti-tez oluşturur. Ahmet, Yeşilçam kalıplarının belirlediği futbolcu tipine uymaktadır. Sait’i basit görmesine rağmen ona para karşılığı ders verme fırsatını tepmez. Futbola dair verdiği bilgiler oyun kurallarının hakemin farkında olmayacağı şekilde dışına çıkarak fayda sağlamaya yöneliktir. Öğretileri rakibe ve oyuna karşı saygı içermemekle birlikte kısaca emek hırsızlığı olarak adlandırılabilir.

Kemal Sunal – Gol Kralı (1980)https://sinematikyesilcam.com/2020/03/kemal-sunal-gol-krali-1980/

Mücadele ederek, koşarak, güç harcayarak yeteneklerine ve takımına güvenerek adilce yarışmak değil yorulmadan, sportmenliğe ve profesyonelliğe sığmayan kurnazca çözümler bularak kazanmak için her yol mubah felsefesini güder. Bulunduğu futbol ikliminin yozlaşmasına sebep olan aktörlerden biri olmakla birlikte Sait’in deyimiyle futbolun profesörüdür. Futbolun saha içi ve saha dışı unsurlarını çıkarları çerçevesinde ustaca hoyrat bir şekilde kullanır.

Sait’in başarısız olacağından emin olmak ile birlikte onun yaptıklarını küçümser. Karşısına çıktığı anı hesaplaşmak için kullanmayı düşünür. Sait’e yenildiğini kabul ettiğinde ise futbolu bırakmıştır. Buna rağmen Sait insani bir şekilde davranarak bir rövanş almaya kalkmaz. Burada alışageldik erkeklik temsilini anti-tez üreterek yıkmasına rağmen onu ayıplamayarak topluma kazandırma görevini üstlenir.

Sevim Ferferik (Suna Yıldızoğlu) ise baş kadın karakter olmasına rağmen Yeşilçam’ın masum genç kız normlarına uymayan biçimde perdeye yansır. Ailesinin sözlerine genelde riayet etmeyen, evlilik dışı ilişkiler kuran, kültürel seviyesi düşük, cinsel yönünü öne çıkaran, kibar ve saygılı olan Sait’i ezik görmekle kalmayıp onu toplum içinde küçük düşürecek ifadeler kurmaktan çekinmeyen, sorumsuz ve şımarık bir zengin kızı olarak karşımıza çıkar. Sait ile tanıştıkları zaman onu elde etmek için kadınlığını cinsel çağrışımlar yapacak şekilde defalarca kullanmasıyla alışageldik kadın profillerinden ayrılır. Filmin öne çıkan bir diğer kadın karakteri İspanyol Aysel (Gölge Başar) ise kendinden yaşça büyük kocasıyla maddi çıkarları göz önünde tutarak evli kalan ama bir yandan kadınsı zevklerini tatmin etmek için genç ve şöhretli futbolcularla ilişki kurmayı sorun etmediği gibi bunu alenen yapmakta beis görmeyen biridir.Sevim ile aralarında farklı takımları tutmak dışında benzer yapılara sahip olmanın getirdiği seviyesiz bir rekabet il işkisi de mevcuttur.

Filmin anlatı yapısı ve karakterleri bu şekildeyken aslında böyle bir hikayeye sahip olan romandan komedi filminden ziyade bir dram çıkabilirmiş diye düşünmek mümkün. Gerçekçilik filmin esas derdi olsa Kemal Sunal filmi olarak bildiğimiz normlardan uzaklaşılarak bir portre çizilebilirdi fakat bunun ne kadar seyirci çekeceği bir yana ne kadar takdir göreceği de soru işareti olurdu. Yapımcı ve yönetmen bu anlamda tutmuş formüller üzerinden giderek ticari kaygıyı ön planda tutmuşlar. Görülen o ki bu öngördüğüm sorulara kafalarında negatif cevaplar vermişler. Film üzerine söyleyebileceğim göze çarpan şeylerden biri Fenerbahçe’nin eski kalecilerinden Manchester City maçının kahramanlarından Yavuz Şimşek’in oyunculuktaki başarısı.

Bu başarıda onu seslendiren Levent Dönmez’in payı büyük. Sunal ile ikili sahnelerde şaşırtıcı derecede çok başarılılar. Şimşek’in futbolcu olduğunu bilmeden izlediğim her seferinde herhangi bir oyuncudan farkı olmadığını sahneye yakıştığını düşünmüş, böyle bir oyuncu niye başka filmlerde rol almamış demiştim. Filmde görünen bir çok dönem futbolcusu var. Fenerbahçeli Cem Pamiroğlu, İsa Ertürk, Alparslan Eratlı ve Beşiktaş’tan Mehmet Ekşi, Rıza Çalımbay, Samet Aybaba ve kaleci Rasim Kara.

Kara yıllar sonra verdiği bir röportajda çekimler için Sunal’ın antrenmana geldiği vakit Yüz Numaralı Adam filmi sayesinde Beşiktaş’ın sol açığı olduğunu yıllar sonra izleyenlerin bile bildiği Şaban Kartal’ın tepki verdiğini dile getirmiş. Şaban ; “Bu adam yüzünden her maç tribünlerde bana möö sesleri yükseliyor ve İnek Şaban diyorlar, bu adam kariyerimi mahvetti” demiş. İşin ilginci filmde Sait ilk maçına yedekten Şaban’ın yerine giriyor ve içinde baş karakter ismi olmasa da Şaban ismi yine bir Sunal filminde zikrediliyor. Yavuz Şimşek gibi bu filmle hatırlanan bir başka isim Gölge Başar. İspanyol Aysel karakterini çok uygun bir şekilde resimleştiren fiziği ve tavırlarıyla beğendiğimi söyleyebilirim.

Hak ettiği değeri görmemiş ve daha çok rol almasını istediğimi oyunculardan Mete Sezer ise çok sevimli bir karakter ortaya koymuş. Kendi sesiyle oynayabilen oyunculardan olması sebebiyle dublaj yapılmayabilirmiş ama Dinçer Çekmez gayet yakışmış. Filmde oyunculuk bakımından başarısız bulduğum herhangi bir oyuncu yok. Filmin yıllarca izlediğimiz kopyası çok soluktu ama teknolojinin nimeti olarak yıllar sonra restore edilmesi filmi daha izlenir kılmış.

Film tüm sevimliğine rağmen birçok başarısız tarafa sahip. Bunlardan en dikkat çekenleri ise devamlılık ve mantık hataları. Sunal’ın girdiği takım fotoğrafının 12 kişi olması,giydiği forma numarasının sürekli değişmesi, saç uzunluğunun değişmesi, bir düşme sonucu gözlük kullanma zorunluluğunun kalkması, attığı gollerin abukluğu ve futbol sahnelerinin amatörce kotarılması, hayatta kendi kalesine 5 gol atmaktan başka hiç topa vurmamış bir adamın birkaç hafta antrenmanla Luis Suarez’i kıskandıracak biçimde 2 maçta 8 gol atarak sadece 2 maç ile gol kralı olması, Antrenör Thomson’un Fenerbahçe ile şampiyonluğa giderken kovulup, 2 maç kala Beşiktaş’a gidip şampiyon yapması vb. çoğaltılabilecek pek çok örnek mevcut.

Ne var ki tüm bu hataları örten yegane sebep Sunal’ın bir oyuncu olmanın ötesinde bir ikon olarak seyircinin gönlünü her sahnede alabilmesi. Film tüm bu eksilerine rağmen izlemesi rahatlatıcı, eğlendirici ve her ne kadar romana birebir sadık kalmasa da öğretici unsurlara sahip. Bu öğretici ve mesaj verici unsurlar Sunal filmlerinin vazgeçilmez alt metinleri olarak her zaman dikkate değer olmuştur. Sunal filmlerinin toplum üzerindeki yönlendirici etkisinin farkında olanlar sadece sosyologlar ve sinema eleştirmenleri değildir. Bunun örneğini bir gazete haberiyle vermek gerekirse 12 Kasım 1980 tarihli Milliyet gazetesindeki şu habere göz atmak gerekir diyor ve bir sonraki yazıda buluşmak üzere diyorum.

Beşiktaşlı yöneticiler beğenmezse Kemal Sunal’ın oynadığı “Gol Kralı” filmi vizyona giremeyecek.” Ünlü yazar Aziz Nesin “in aynı adlı romanından beyaz perdeye aktarılan “Gol Kralı” filminin yöneticilerin denetiminden geçmeden vizyona giremeyeceği açıklanmıştır. Beşiktaş kulübü başkanı Rıza Kumruoğlu bir süre önce İnönü Stadı’nda oynanan Fenerbahçe maçının devre arasında çekimi yapılan filmi pek beğenmediklerini ileri sürmüş ve ;

Çekimi yapan film şirketi ile gerekli protokolü imzaladık, kimseden izin almadan siyah beyazlı formayı giyen ve sahaya çıkarak görevini icra etmeye çalışan Kemal Sunal’ın bu davranışı karşısında yönetim kurulumuz filmin bitiminden sonra bir sansür görevi yaparak denetleyici olacaktır. Filmde Beşiktaş kulübünü küçük düşürücü sahneler olması halinde bu filmi oynatmayacağız

Yazan: Can Sönmez – Gol Kralı (1980)