Nafile bir Aksiyon: Mumya Firarda (2002)

0
480
Mumya Firarda
Filmin, afişinden bir kesit.

Yerli sinemada kafa karıştırıcı denemelerin bolluğuna hepimiz bir şekilde aşinayız. Gene de bu aşinalık, bazı fikirleri ilk işittiğimizde şaşırmamıza engel değil.

Mesela, uluslararası bir tarihi eser kaçakçılığını Teoman ve Selami Şahin’in güçlerini birleştirerek engellediği bir projeye ne deriz? Açıkçası ilk şoku atlattıktan sonra insanın içinde bir merak tohumu ister istemez filizleniyor. Eğer biraz açık fikirli davranırsak, kabul edelim, gerek müzik gerek popüler kültürdeki kendine has konumlarından ötürü böylesine farklı iki kişiliğin bir araya getirilmeleri, beklenmedik ve keyifli sonuçlar verebilir.

Açıkçası 2002 yapımı Mumya Firarda’yı böyle bir motivasyonla seyrettim. Bir şeyleri beğenmek için elimden geleni ardıma koymamaya kararlıydım. Ne var ki film hiçbir şekilde ona sunduğum anlayışın karşılığını veremedi. 2.5 milyon dolarlık bütçesiyle döneminin en büyük yerli projelerinden olan Mumya Firarda, popüler sinemamızda (pek hissedilmese de) aslında bir olgunluk bariyeri olduğunun ve bunu aşamayan filmlerin tarihten silindiğinin, bir diğer kanıtı.

Nedir peki Mumya Firarda’nın hikayesi?

10 senedir iktidarsızlıktan muzdarip otelci ve mafya lideri Cahit (Tarık Pabuççuoğlu), çareyi bir antik Mısır metninde bulmakla kafayı bozmuştur. Eski Mısır’daki mumyaların özütleri ile çok güçlü afrodizyak maddeler yapılabileceğine inanan Cahit, yeni keşfedilen bir mumyanın Türkiye’ye kaçırılmasını organize etmeye çalışmaktadır.

Mumya Firarda teo
Teoman, Nurgül Yeşilçay’a abayı yakmış; düşünceli…

İksirin formülü ise Mısırlı bir arkeoloğun kızı olan Fatima (Nurgül Yeşilçay) ile Türkiye’ye gelmiştir. Cahit, mumya ve formülü ele geçirmeye çalışırken, karşısına MİT mensubu gizli ajan Ahmet (Teoman) çıkar. Ahmet kısa zamanda Fatima’ya gönlünü kaptırır. Bu sırada mumyayı taşıyan tabut yolda başka bir cenazeyle karıştırılır ve işin içine kendine has polis memuru Ekrem (Selami Şahin) dahil olur.

“Ünlüler geçidi” çabası

Mumya Firarda’nın “ünlüler geçidi” olma çabası, hikayesinde bütünlük sağlama çabasından çok daha fazla.

Gerçekten de film, 2000’lerin başlarındaki gişe filmlerinin geleneğini sürdürerek, döneminin tüm televizyon yüzlerini bir şekilde perdeye taşıyabilmek için her türlü taklayı atıyor.

Sinan Çetin’in Ahmet’e gizli görevini bildirmesi, İlhan Şeşen’in arkeolog olarak Mısır’da vurulması, Tuba Ünsal’ın bir anda kendini ambulansa atması yahut Acun Ilıcalı’nın arada sert mafya üyesi olarak birilerine telefon etmesi, hep televizyon seyircisini şenlendirmek için hikayeye serpilen çeşniler.

O dönem “Kim 500 Milyar İster?” yarışmasındaki performansıyla bolca ilgi toplayıp sonrasında kaybolan Mehmet Çelik Özdeş de filmin bu ünlüler geçidine dahil edilmiş. İlginç bir şekilde kendisine verilen rolün hacmi, geçidin diğer üyelerine nazaran daha fazla.

Mumya Firarda Nurgül

Bir tutam eğlencelik nostalji

Ancak Mumya Firarda’nın çekildiği döneme dair yansıttığı bu eğlencelik nostalji harici, bize sunabildiği hiçbir şey bulunmamakta.

Filmin temel aldığı mumya afrodizyağı, gerçekten de Orta Çağ ve sonrasında nadiren de olsa üretilen bir karışım. Ancak bu karışımın kendisi, bir filmi baştan sona götürebilecek karizmada değil.

Yönetmen Erdal Murat Aktaş ise bu fikirden o kadar etkilemiş ki tüm filmi sadece bu fikirle ayakta tutabileceğine inanmış. Sonrasında vasat altı cinsel espriler ile inşa edilen mizahi tempo, Mısırlı oyuncuların katkısıyla ajanlık ve aksiyon eşliğinde harmanlanmaya çalışılmış ama her neye erişilmek istendiyse bir türlü olmamış. Filmin en ciddi yahut romantik sahnelerinin bir şekilde afrodizyak esprileriyle mayınlanması, her şeyi altüst ediyor.

Mumya Firarda
Polis ikililerinde akla gelmeyenlerde bugün: Teoman ve Selami Şahin

Filmin, Teoman ve Selami Şahin birlikteliğiyle bir şekilde “Buddy-Cop (polis ikili)” komedisine sapma çabası da verimsiz sonuçlanıyor. Aslında Teoman’ın film boyu yüzüne yansıyan isteksizliği ile Selami Şahin’in aşırı enerjik tavırları belki iyi yönetilse keyifli anlar yaratabilirmiş. Nitekim kimsenin hayatında böyle bir keyfin eksikliğini hissettiğini zannetmiyorum.

Popüler gişe sinemamızı bir şekilde uluslararası arenaya çıkarma iddiasındaki Mumya Firarda, vizyon dönemi Amerika ve Avrupa’da pek çok gösterim imkanı bulmuş. İnandırıcılıktan uzak hikayesi ve birbirinden kopuk, izleyiciyi yoran kurgusu ile bu film, uluslararası macerasında biraz şanslı olsa belki Tommy Wiseau’nun akıllara zarar filmi The Room (2003) gibi hiç de hedeflemediği bir kitle tarafından keşfedilebilir, hatta o dönem kült bir klasiğe dönüşebilirdi.

Şimdi ise en fazla Yeşilçam’ın ucuzluğu ile keyif veren benzer otantik projeleriyle kıyaslanmayı hak ediyor. Mesela 1974 tarihli Cüneyt Arkın filmi Karateciler İstanbul’da, aslında Mumya Firarda ile çok benzer bir hikaye akışına sahip. Ancak Karateciler İstanbul’da, Türkiye’de dövüş sanatlarına duyulan ilginin yansıması olarak seyir değeri kazanırken Mumya Firarda’nın izleyicisine dolaylı yoldan dahi olsa sunabileceği hiçbir şey bulunmamakta. Belki yıllar sonra Orta Doğu ülkelerindeki aksiyon denemelerimiz için bir seçki yapılırsa değerlenebilir, şimdilik ise film sönük kalmaya mahkum.