Devekuşu Kabare Tiyatrosu – Astronot Niyazi (1970)

Astronot Niyazi

Yazar-Dramaturg Haldun Taner öncülüğünde Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar tarafından 1967 yılında kurulan Devekuşu Kabare Tiyatrosu, Sıraselviler Caddesi 91 Numara‘da perdelerini tiyatroseverlere açmıştı. Haldun Taner, politik-hiciv tiyatrosu alanında eksiklik olduğunu görmüş halkın bu türe yatkın olduğunu düşünmüştü. Kapıların henüz açıldığı günlerde ”Asık suratlılar, kara ruhlular, buluttan nem kapanlar, burnundan kıl aldırmayanlar, kendilerini beğenmişler, dediğim dedikçiler, sinamekiler, kasıklar, manyaklar, yavanlar, dengesizler, sakın bize gelmesinler. Bir yerleri incinir, rahatsız olurlar” demişti.

21 Temmuz 1969 günü aya ayak basan Neil Armstrong uzay yarışında nihai zaferi Birleşik Devletler hanesine yazdırmıştı. Bu tarihi olayın akabinde hem plaklarda hem de müzik sahnelerinde uzay, feza ve ay modası başlamıştı. Tiyatro sahnesine de sıçrayan akımın bu alandaki yegane temsilcisi Devekuşu Kabare Tiyatrosu olmuştu. Üç sezon boyunca başarıyla oynanan Keşanlı Ali Destanı, Vatan Kurtaran Şaban ve Generallerin Beş Çayı temsillerinden sonra takvimler 1970 yılını gösterdiğinde Haldun Taner-Zeki Alasya ikilisinin yazdığı Astronot Niyazi sahnedeydi. Tenekeden ve borulardan yapılmış el emeği göz nuru Türk-işi minyatür füze tiyatro giriş kapısının hemen üzerinde fezayı işaret etmekteydi. Oyunun yönetimi Ahmet Gülhan’ın sorumluluğundaydı.

O günlerde Amerika’da kapıcılık yapan Kasımpaşalı bitirim eski dolmuş şoförü Niyazi (Metin Akpınar) bir dizi tesadüfler sonucu füzeye binmeyi başarmış, Neil Abi (Zeki Alasya) ve Collins (Ahmet Gülhan) ile mürettabatı oluşturmuştu. Yardımcı rollerde Yalçın Gülhan, Perran Kanat, Hayri Ramazanoğlu ve Cihat Tamer vardı. Oyunun müziklerini Altan İrtel hazırlarken, müzikler Çetin İpekkaya‘nın yönetimindeydi.

Ay’a yolculuk seyahati esnasında gördüklerini şaşkınlıkla karşılayan Niyazi’ye göre insanlığın daha alması gerek uzun bir yolu vardır. Çünkü onun için insan her yerde aynı insandı.

İnsanoğlu her yerde aynı kumaş aynı mal / Ay’da ve yeryüzünde işler hep aynı kural / Mücadele, tartışma, karaborsa, bol rüşvet / Koltuk, seçim davası, hep iktidar kavgası…

Türlü merhalelerden sonra Ay’a inen Niyazi, Neil’in tarihi konuşmasının ardından dünyaya seslenmeyi ihmal etmez. İlk sözleri, Merhaba Eyyy Kavanoz Dipli Dünya‘dır. Ayaküstü bir şiir uydurur hemencecik.

Simidimde susamsın / Çayımda şeker / Dünya’dan geldik Ay’a teker teker / Havada Dünya / Yerde Ay / Vay vay vay

Herkes gider aya biz gideriz yaya tadındaki güldürüde aşk da vardı. Ay’a ineceği sırada kıç üstü düşerek Ay’a ilk ayak basma fırsatını kaçıran Niyazi, Ay’da tanıştığı Aydan‘a (Oya Alasya) gönlünü kaptırınca acısını unutuverir. Uzay yolculuğu esnasında memleket hasreti çeker ve sevdiği kadın uğruna Ay’da kalmayı göze alamaz. Aydan’ı mekiğe gizlice bindirir ve birlikte İstanbul’a dönerler. Büyük ödülü Neil’e kaptıran Niyazi, teselli olarak kazandığı 50 bin TL ile altına bir taka (taksi-dolmuş) çeker ve Aksaray-Taksim hattında Ay’a inen ilk Türk namıyla direksiyon sallamaya başlar. Fakat, kısa sürede memleketin stresli ortamında psikolojisi bozulur. Ehliyetini kaptırmamak için trafik polisine rüşvet vermek durumunda bile kalır. Döndüğüne pişman olur ve kısa sürede delirir.

Perde kapanırken salonda final şarkısı yankılanır. Kulak verelim:

Ay’a gitse Niyazi yıldızlara tırmansa / Gökte samanyolunu turist gibi dolaşsa / Kula kasılarak övünür mü övünür

Sonra yurduna dönüp dostlarına kavuşsa / Yeni bir taksi alıp sabah akşam çalışsa / Niyazi çocuk gibi sevinir mi sevinir

Bir keşmekeş trafik adım atmak ne mümkün / İstersen durağa çek adam bekle bütün gün / Gün dünden Niyazi / Dövünür mü dövünür

Bir kuş gibi rahatça uçup giderken aya / İki saatte giderse Taksim’den Aksaray’a / Zavallı Niyazi’cik / Delirir mi delirir

Zum terellelli, zum terelelli…

Üstün uzay teknolojisiyle ipi Neil göğüslemişti ama biz Türkler bu olayın neresindeyiz sorusuna cevap arayan güldürü, kitleleri tiyatro sahnesine çekmeyi başarmıştı. Edindiği başarıyla paralel olarak ünlenen tiyatro topluluğu, aralarına katılan yetenekli yazarlar ve oyuncularla faaliyetlerine başarılı diğer temsillerle devam etmişti.

Ve Astronot Niyazi Plağı Piyasa Sürülür

Astronot Niyazi Plak Kapakları

Oyunun ilgi görmesiyle kolları sıvayan Sayan Plak, Mayıs 1970‘de Astronot Niyazi 45’lik EP plağını piyasaya sürdü. Norayr Demirci‘nin aranje ettiği eserleri Süheyl Denizci Orkestrası eşliğinde Devekuşu Kabare Oyuncuları hep bir ağızdan seslendirdi.

Devekuşu Kabare Tiyatrosu – Astronot Niyazi, A1 – Deve Kuşu A2 – İnsan Aynı Her Yerde / B1 – Niyazi Dolmuş Şöförü B2 – Aya Gitse Niyazi – Sayan Plak FS – 225 – 1970

Kabare topluluğunun Deve Kuşu amblem şarkısıyla başlayan plak, İnsan Aynı Her Yerde yorumuyla kantoya meyleder. Sonlara doğru Niyazi’nin attığı gazel tadından yenmez. Diğer yüzde yer alan skeç Niyazi Dolmuş Şöförü‘nü yine hep birlikte söylenen final şarkısı Aya Gitse Niyazi izler. Dokuz dakika süren plak, enerjiyi dinleyene geçirmeyi başarırken oyunu izleyemeyenlerin imdadına yetişmiş olur.

Gazete ve TV’de Astronot Niyazi

Astronot Niyazi Gazetelerde

Ay görevini tamamlayarak yurda kesin dönüş yapan çiçeği burnunda şöhret Niyazi, gazetelere ve TV’ye konuk olarak demeçler vermekte, yaşadığı deneyim ve izlenimlerini hayranlarına esprili bir şekilde anlatmaya devam etmektedir. Arşivleri karıştırarak sizler için Hürriyet Cuma ekinden seçtiğimiz mizansenleri aktaralım o halde.

3. ay yolculuğunun başarısızlığa uğraması üzerine, ”Elbette aya gidemezler. Ben başarı ile gidip gelmişsem bunu göğsümdeki muskaya ve kalbimdeki yüksek imana borçluyum. Besmele ile feza gemisine sağ ayağım ile binmeme borçluyum. Onlar baştan bu işi yapamayacaklarını biliyorlardı zaten. Kızamık mızamık numaralarını attılar ortaya. Uçuşu tehir etmeye çalıştılar. Ama ben bu numaraları yemedim tabiatıyla” der.

Seyahat esnasında yediklerini de açıklar: ”Ay seferi sırasında ben hususi olarak evden götürdüğüm kuru fasulye ve turşu yedim. Amerikalılar biraz saf galiba. Hapla durumu idare etmeye çalışıyorlardı. Bu iş hapla olmaz, kuru fasulye ile olur. Aya gittik, indikten sonra yanıma bir şişe yeni rakı ve yeni harman sigarası almadığıma çok pişman oldum. Şöyle ayaklarımı dünyaya karşı uzatıpda bir demlenmek yok mu. Bütün Ay’a değişirim bu bir anlık zevki…

Ay’a gideceklere öğütler vermeyi de ihmal etmez: ”Ayda fırtınalar denizi, sükunet denizi falan var zannedipde sakın mayolarınızla gitmeyin. Deniz yok. Bu tavsiyemi Apollo 13 ile seyahat edenlere de yapmıştım ama dinlemediler. Sonunda makineleri arızalanıp da ısıtma tertibatı bozulunca benim geçen seferden uzay gemisinde bıraktığım kirli uzun pazen donları giydiler de hayatları kurtuldu”.

Yeni bir sefere hazırlanan Apollo 14’e seslenirken herkesi güldürür: ‘‘Bu sefer gidemediler. Apollo-14 ile gidecek olanlar göğüslerine muska takmayı unutmasınlar. Eğer Ay’a inerlerse çakmağımı orada unutmuştum lütfen getiriversinler”.

Artık bir fenomene dönüşen Niyazi, TRT ekranlarına da çıkar. Tiyatro sahnesindeki oyun daha küçük bir oyuncu grubuyla TV’ye uyarlanır. TRT sunucusu rolünde Ahmet Gülhan vardır. Houston’daki kumanda merkezinin başında Ali Yalaz vardır. Keyifli söyleşi uzay yolculuğundan flashback’ler le harmanlanır. Mizansende Niyazi’nin Ayhan isimli bir oğlunun doğduğunu da öğreniriz. Herkesi güldüren programda müzikler, seyircinin kahkahaları ve alkış sesleri eksiktir. En azından Astronot Niyazi’nin nasıl bir oyun olduğuna dair fikir veren 34 dakikalık bu kayıt, günümüze kadar gelebildiği için önemlidir. İzlemeyenleri şöyle alalım.

1970 yılında hayatımıza giren Astronot Niyazi fenomenini genel hatlarıyla bu şekilde özetlemiş olduk. Umarım yazımız hoşunuza gitmiştir. 2023 yılında Ay’a Niyazi’ler gerçekten gidebilir mi bilmem ama biz dünyada kalanların işi pek kolay olacakmış gibi görünmüyor.

Sinematik Yeşilçam için Hazırlayan: Sabahattin Bilgiç – Şubat 2021

Sabahattin Bilgiç

1985 Istanbul doğumlu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının en güzel günleri Cihangir ve Heybeliada’da geçti. Ada akşamlarında kalabalığın peşine takılıp her seferinde biletsiz olarak girdiği ‘’Ayyıldız Sineması’’nda yüzlerce Hollywood film izleyerek, beyazperdenin düşler dünyasına kendisini kaptırdı. Müzik dinlemek ve sevdiği müzikleri farklı formatlarda fiziksel külliyat oluşturma çabasıyla biriktirmek her daim en büyük tutkusu oldu. Gel zaman git zaman, büyülü Yeşilçam dünyası ve özellikle ‘’Siyah Beyaz Türk Filmleri’’ onu da sardı. 2010 yılında kendi blog sitesi ’’küçükBÜYÜKdÜnYam’’ da müzik yazıları yazmaya başladı. Bunu 2015 tarihli kısa ömürlü fanzin ‘’Music Theraphy Club’’ izledi. 2017 yılında plak kapaklarının izini sürerek başladığı ''Sinematik Yeşilçam'' macerasında ‘’Müzik ve Yeşilçam’’ temalı yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir