Blue (2017) : 90’lar Ruhu, Yalnız Ruh, Kayıp Ruh

Mehmet Sertan Ünver’in ele aldığı konuyu hakkıyla aktarabildiği belgesel Blue, şu an hayatta olmayan iki elemanının hikayesiyle beraber grubun, ‘90’ların hikayesini anlatıyor.

Mehmet Sertan Ünver’in yönettiği, kurguladığı, senaryosunu yazdığı Blue (2017), 1990 yılında kurulan ve kurucu üyelerinden birinin 2001 yılındaki intiharına kadar aktif olan Blue Blues Band etrafında dönemin ruhunu ortaya koyan, izlenmesi gereken belgeseller arasında yer alıyor.

Başkalarının bestelerini yorumlayan bir grup, rock’n’roll ve blues şarkılarından oluşan repertuvarıyla hem de grunge’ın dünyayı salladığı 90’lı yıllarda ne kadar etkili olmuş olabilir ki; hem de Türkiye’de.

Kurucu kadrosundan gitaristler Batu Mutlugil ve Yavuz Çetin’e, bas gitarda Sunay Özgür, bateride Kerim Çaplı’nın eşlik etmesiyle nihai kadrosuna ulaşan Blue Blues Band, pavyon, gazino ve gece kulübü ortamları Beyoğlu’nda kültürel vaha olarak beliren Hayal Kahvesi’nde sahnenin tozunu attırmaya başladı.

Gidecek yerin az olduğu, paralel yaşam görüşü, müzik sevgisine sahip olanların adeta klan oluşturduğu, müdavimlerin birbirini tanıdığı zamanlar. Blue Blues Band de o zamana tanıklık eden ve belgesele katkıda bulunan müzisyenlerin anlatımıyla herkesin sohbeti en aza indirdiği, sadece müziklerine odaklanan performanslar ortaya koyuyor.

Belgesel, şu an hayatta olmayan iki elemanının hikayesiyle beraber grubun, ‘90’ların hikayesini anlatıyor.

Mehmet Sertan Ünver’in ele aldığı konuyu hakkıyla aktarabildiği belgesel Blue, şu an hayatta olmayan iki elemanının hikayesiyle beraber grubun, ‘90’ların hikayesini anlatıyor.
Yalnız Ruh

Grupta, Jimi Hendrix ile aynı grupta yer alma olasılığının çok yüksek olduğu, ABD’de grubuyla başarılı plaklar dolduran multi enstrümantalist Kerim Çaplı’nın kişiliği, arıza adam sıfatının karşılığını zaman geçtikçe dolduran nitelikte. Çaplı o kadar yetenekli ki Batu Mutlugil’in, “Bu yetenekli adamla birlikte ne kadar çalarsak, yaşamımızda o kadar eşsiz an olur” diretmesiyle son ana kadar grupta kalıyor.

Kuruluşundan itibaren hiç prova yapmadan sahne alacak yetkinlikteki grup üyelerinin yaşamlarının müzikle doluluğunu, diğer üyelerin, Kerim Çaplı’nın çocuklarından bihaber olmasından anlıyoruz.

Kerim Çaplı’nın oğlu Ahmet, belgesele konuk olan isimlerden. Babasız büyümenin öfkesini, sözlerinden, vücut dili ve hareketlerinden gözlemleyebiliyoruz. Belgeselin, kendisi de müzisyen olan Ahmet Çaplı’nın barışmasını demeyelim de babasını kabullenmesini sağlamasına büyük katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Belgesel kayıt sürecinde babasının yaşarken çıkaramadığı albümün proje yönetmenliğini üstlenmesi ve Kayıp adıyla çıkan albümde Muhtacım Sana şarkısında babasıyla düet yapması, bunun en büyük kanıtı.

Mehmet Sertan Ünver’in ele aldığı konuyu hakkıyla aktarabildiği belgesel Blue, şu an hayatta olmayan iki elemanının hikayesiyle beraber grubun, ‘90’ların hikayesini anlatıyor.
Kayıp Ruh

Yavuz Çetin, ikinci albümü Satılık piyasaya çıkmadan, Boğaziçi Köprüsü’nden atlayıp intihar etti. Dolayısıyla Blue Blues Band de yitti.

Bir yakınınız, arkadaşınız vardır, çizgi dışıdır. Aranız iyidir. Etrafınızı kuşatan gerçekliği, birlikte yorumluyor, birlikte sindiriyorsunuzdur.

Ama yavaş yavaş bir şeyler değişmeye başlar. Hayata sıkı sıkı tutunan, sürekli üretmeye çalışan o, sizden de kendinden de her şeyden de uzaklaşmaya başlar. Kendi de istemez böyle olmasını ama elinden bir şey de gelmez; sizin de elinizden bir şey gelmez. Tek yapabileceğiniz, onun tedaviye cevap vermesini, doğru ilaç ve doğru dozun bir an önce bulunmasını ummak, bunun için dua etmektir.

Bu olmazsa olmaması gerekenler olur. Sizin için derin bir yara, onun için… O artık yok. Onunla anılar, acabalar, keşkeler var.

Tanıklıklar

Belgeselde, grubun hayatta kalan iki elemanı, Çaplı ve Çetin’in yaşamının kesiştikleri ile Yavuz Çetin’in gitarıyla eşlik ettiği Sabır şarkısıyla büyük çıkışını yapan Göksel, duygularını sözlerle değil, gitarıyla aktarabildiğine tanıklık ettiğimiz Erkan Oğur, seyirci kontenjanından Aylin Aslım, Teoman ve Nejat İşler yer alıyor.

Belgesel, ele aldığı kişileri cilalayıp kusursuz şekilde önünüze sunmuyor, yüceltmiyor. Olabildiğince gerçekçi, olabildiğince dürüst; hem belgesel hem belgesele konuk olanlar.

Arşiv görüntülerini ünlü kişilerin beylik laflarıyla kurgulayıp ortama salalım” kolaycılığına kaçmayan, yönetmeni Mehmet Sertan Ünver’in ele aldığı konuyu hakkıyla aktarabildiği belgesel, Blue.

Bir tanık da bizden

Sinematik Yeşilçam’ın kurucularından Utku Uluer, Blue Blues Band’in izleyicilerinden, o dönemi yaşamışlardan biri. Yazının sonunda sözü ona vermek, o dönemin, grubun ve belgeselin hissettirdiklerini bize aktarmasını istedim.

Bu arada, Kerim Çaplı hakkında araştırmacı müzik yazarı Münir Tireli‘den Kerim Çaplı biyografisini okumanızı tavsiye ederim.

Söz, Utku Uluer’de:

“Beyoğlu’nu hafta sonu değil hafta içi daha çok seviyordum. Açıkçası saat 23:00’ten sonra uğradığımız ana mekan da Alt Kemancı idi. O dönem daha ağırlıklı grunge ve metal dinlediğim için pek blues sevmezdim. Defalarca Blue Blues Band çalacakmış diye Üst Kemancı’ya uğramadan çıkmışlığımız vardı.

Yine Beyoğlu’nda başlayan ve son bulacak gecelerin birisinde, ya çarşamba ya da perşembe akşamı, yine Kemancı’ya gittim. Fakat Alt Kemancı çok kalabalık olduğundan bizi almadılar. ‘Biraz daha sakinleştiğinde gelin'” dedi Orhan Abi ve biz de istemeye istemeye Üst Kemancı’ya girmiştik. Sonra baktım, ön grup sahneden indikten sonra davula ufak tefek bir adam geçti ve ak sakallı dede olarak gördüğüm Batu Mutlugil ile davul, beraber takılmaya başladı. O gece liseden tanıdığım, birlikte Megadeth’i hatmettiğim Batuhan da mekandaydı ve grubu izliyordu. Konuşmaya başladık. Laf arasında ‘Çalan babam’ dediğinde epey şaşırmıştım. Sonrasında grup tam kadro sahnede yer aldı ve oldukça keyifli bir gece yaşattılar bana. O geceden sonra benim için ritüel, önce Alt Kemancı ve Blue Blues Band çıktığında da Üst Kemancı şeklini aldı.

Müziğe doyduğum, pek çok anımın olduğu ve Kemancı’nın hayatımıza nasıl yön verdiğini anlatan bir belgesel Blue. Pek çok insan için farklı anlamları olabilir ama beni de anlatan bir yapım adına ne kadar objektif olabilirim, bilmiyorum.

92 ila 98 yılları arasında en az 200 gece gittiğim bir mekan olan Kemancı’da çekilmiş fotoğraf sayısı 5’i geçmez. İşte bu yüzden de önemli bir belge Blue belgeseli. Pek çok insanın ortak hayallerinin, umutlarının, keyif aldıkları gecelerin, gençliklerinin, Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin ile birlikte vücut bulmuş acılarının bir belgesel artık bu yapım.

Bildiğim tek şey, Reks Sineması’nda en son izlediğim film / belgesel de olan Blue bittiğinde gözyaşlarımı tutamadığım ve en az 5 dakika ağzımdan tek kelime laf çıkamadığı idi…

Teşekkürler”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir