Yekta Kopan ile Baş Başa



Dublaj sanatına özel bir ilgim var. Sanat diyorum; çünkü yaratıcılık gerektiren bir sanat dalı olduğunu düşünüyorum. Sadece mikrofon başına geçip sesini vermek değil dublaj olayı. Bana göre can vermek, hayat vermek demektir. O yüzden pek çok karakter sesi ile birlikte gelmiyor mu aklımıza? Bilhassa yabancı yapımlar ve animasyonlarda daha belirgin oluyor bir durum. Örneğin Rocky ve Rambo deyince Sezai Aydın, Süperman deyince Sungun Babacan, Buz Devri’ndeki Sid karakteri deyince Yekta Kopan, Gandalf deyince İstemi Betil… Örnekleri çoğaltabiliriz. İşte bu özel alanın özel sanatçılarından biri olan ve benim de özel hayranlık duyduğum Sevgili Yekta Kopan ile Fenerbahçe Dergisi’nin 2015 yılı Nisan sayısı için yaptığım söyleşiyi paylaşıyorum sizlerle. Keyifli okumalar dilerim.

Fenerbahçe’mizi Çocuğumuz Gibi Sevelim

Onun hangi yönünü ön plana çıkarmalı acaba? Ödüllü öyküleriyle günümüz edebiyatındaki özel yerini mi? Harika ses tonuyla, başta Buz Devri’nin Miskin’i ‘Sid’i’, Geleceğe Dönüş filminde Marty mcfly’ı ve pek çok karakteri seslendirmesini mi yoksa ekranlardaki programlarıyla; sinema ve edebiyat başta olmak üzere genel kültür meraklılarına sunduğu güzellikleri mi? Biz hepsinden ve tabiiki Fenerbahçe sevgisinden de bahsedeceğiz. Dolu dolu bir Yekta Kopan röportajı sizi bekliyor.


Bazı isimleri konuk etmek inanılmaz heyecanlı açıkçası. Fenerbahçe Dergisi’nde on yıldır devam eden yazarlık kariyerim boyunca ünlü isimlerle buluşmak, onlarla röportaj yapmak, bazı heyecanları azalttı zamanla ama bazı isimlerle röportaj yapabilmek bir tarafa, yapabilme heyecanı bile anlatılmaz bir duygu benim için.

Yekta Kopan da bana bu heyecanı yaşatan isimlerden birisi. Çünkü hangi filmi ve çizgi filmi çok sevdiysem, hep onun sesi vardı sevdiğim karakterlerde. Çocukluğumun ve her dönemin başyapıt filmlerinden olan Geleceğe Dönüş filminde Michael J. Fox’u, yine hepimizin çok sevdiği Buz Devri animasyon filminde Sid’i, Arabalar animasyonunda Şimşek mcqueen’i, bir Jim Carrey efsanesi Maske’yi, Madagascar’da Aslan Alex’i, çizgi film karakterlerinden Sylvester’i, Redkit’in sadık dostu Rintintin’i, hep onun sesiyle izledim. Ayrıca Yekta Kopan, öğretmenlik branşım olan edebiyat alanında, ülkemizin en önemli isimlerinden birisi. Öyküleri, denemeleri, köşe yazıları, sizi alıp giden üslubu da ona hayranlık duymanız için yeterli. E haliyle bu kadar kıymetli bir ismi ağırlamak da haliyle heyecan yapıyor insanda.

Bu kadar çok yönlü bir insanın zaman konusunda müsaitliğini denk getirmek de zor iş açıkçası. Şöyle ki; kendisiyle Ağustos 2014’te bağlantıya geçtim ama röportajı yapmak Mart 2015’te kısmet olabildi. Stadımızda buluştuk, hediyelerimizi takdim ettik, müzemizi gezdik, Faruk Ilgaz Tesislerinde çayımızı kahvemizi içerek başladık röportajımızı yapmaya. Röportajımızda Yekta Kopan’ın babası ve Fenerbahçe’mizin efsanesi Lefter’i buluşturan tesadüfü öğrendiğimizde çok şaşırdık. Buyurun, neler konuştuk kendisiyle… Haydi, başlayalım söyleşimize.

Öncelikle çok ama çok teşekkür ederim beni kırmayıp değerli vaktinizi ayırdığınız için. Bu nasıl bir yoğunluktur böyle?

Ben çok teşekkür ederim. Fenerbahçeli olarak, Fenerbahçe Dergisi’nin konuğu olarak burada olmak benim için onurdur. Geç bir buluşma oldu belki ama en azından buluşana kadar bir samimiyet oluşturmuş olduk. Dublaj, okul ve üniversite söyleşileri ve yazarlık derken yoğunluk oluşuyor fazlasıyla. Çok da güzel ısrarcı oldunuz. Geç de olsa bu röportajda yer almaktan keyifliyim.

İnternet üzerinden sizinle ilgili bilgilere ulaşabiliyoruz ama sizi, sizin ağzınızdan yakından tanıyabilir miyiz?

Tabiiki… 1968 Ankara doğumluyum. Çocukluğum, gençliğim; bütün eğitim hayatım Ankara’da geçti. Tiyatrocu bir babanın ve ev hanımı bir annenin oğluyum. Benden yedi yaş büyük, seslendirme dünyasının önemli isimlerinden ve benim de seslendirme dünyasına adım atmamı sağlayan ablam Yeşim Kopan ile birlikte iki kardeşiz. Dört, beş yaşlarımda TRT Ankara Televizyonu ve TRT Ankara radyosunda seslendirmenliğe başladım. Arkası Yarın ve Çocuk Bahçesi programlarıydı ilk seslendirme programlarım. Yine çocuk yaşlarda okumak benim için bir tutkuya dönüştü. Okumayla birlikte yazmak da tutkuya dönüşünce önce çocuk dergilerine, biraz daha büyüyünce edebiyat dergilerine şiirler, denemeler, öyküler göndermeye başladım. Seslendirmenlik ve yazma serüvenim iç içeyken büyüdüm diyebilirim. Yükseköğrenimimi Hacettepe Üniversitesi İşletme Fakültesini okuyarak tamamladım. Şu anda yaptığım işlerle bağlantılı görünmese de bana kattığı çok şey oldu okuduğum bölümün. Fakat ilerleme anlamında işletme sektörünü değil; üniversiteyi kazanana kadar yapmış olduğum seslendirmenlik ve yazarlık yolunu seçtim. Askerliğimin ardından da İstanbul’a geldim ve 1994’ten beri de İstanbul’dayım. 2000 yılında ilk kitabım yayınlandı. Kitabım yayınlanana kadar dergilerde yazdım ki dergilerin edebiyatımızda çok önemli bir yer tuttuğuna inanan biriyim ve hâlâ da yazmaktan keyif alıyorum. İlk kitabıma Can Yayınları ile adım atmıştım, o günden beri de tüm kitaplarıma Can Yayınlarıyla devam ediyorum.

Yekta Kopan

Peki, son süreçte neler yapıyorsunuz?
Uzun zamandır yaratıcı yazarlık dersleri veriyorum. Atölye çalışması olarak…  Bununla ilgili olarak da lise ve üniversitelerde bunlarla ilgili seminerlerde yer alabiliyorum. Seslendirme çalışmaları, farklı alanlardaki pek çok dergide yazma sürecim ve Radikal gazetesindeki haftalık yazılarım devam ediyor. Fil Uçuşu adlı bloğumda da kişisel düşüncelerimi paylaşmaya devam ediyorum. Son olarak da yavaş yavaş yeni kitabımın çalışmalarına başladığımı ekleyebilirim.

Yaptığınız işlere gıpta etmemek mümkün değil açıkçası. Birden fazla karpuz taşıyorsunuz koltuğunuzda. Peki, kendinizi en iyi ifade ettiğinizi düşündüğünüz kulvar hangisi?
Yazarlık. Bunu hep söylüyorum. Şu ana kadar yaptığım bütün işleri çok severek yaptım. Fakat adı üzerinde, onları iş olarak gördüm. Fakat yazarlık bir hayat benim için. Profesyonel bir iş olarak görmedim asla yazarlığı. Seslendirmenlik ve TV’de yaptığım işler, hayatımı sürdürmek için gerekli ama yazarlık, hayatımın ta kendisi.

Gelelim Fenerbahçe sorurlarına. Nasıl Fenerbahçeli oldunuz?
Babadan miras… Fenerbahçeliliğimi anlatabilmem için babamdan bahsetmem gerekiyor öncelikle. Çünkü onun Fenerbahçeliliğinin ilginç bir hikâyesi var. Babam Lütfi Kopan, tiyatrocudur. Gazino kültürünün olduğu dönemlerde sahneye Kara Kediler olarak çıkan güldürü grubunun da bir üyesi. Arkadaş ortamında da bu yüzden Kara Kedi Lütfi olarak anılırdı. Babam 1927 Diyarbakır doğumlu ve çocukluğundan itibaren futbol oynuyor. Babamın futbol oynadığı dönemde ilginç bir tesadüf mü diyeyim, şans mı diyeyim bilmiyorum; Fenerbahçe’nin efsanesi Lefter de Diyarbakır’da futbol oynuyor ve babamla aynı takımda forma giyiyorlar. ( Lefter, askerliğini Diyarbakır’da yapıyor dört yıl boyunca ve orada da futbol faaliyetlerine devam ediyor.) Sadece maçtan maça değil, sürekli olarak görüşüyorlar, arkadaş oluyorlar. Lefter’i çok çok severdi babam. Tabii sonra yolları ayrılıyor ama Fenerbahçelilik önce babama, ondan da bize aktarılmış oluyor.

Fenerbahçe’ye dair ilk hatıralarınızı neler?
Ankara’da doğup büyüdüğüm için Fenerbahçe’yi tribünden izleme şansım olmadı çocukken. Televizyonlarda da ayda yılda bir yayınlanırdı maçlar 1970’li yıllarda. Fenerbahçe’ye dair ilk hatıralarım da bu yıllardadır. Radyonun başında, pazar günleri babamla maç dinlerdik. Tabii ben ilk zamanlar hiç anlamazdım maç nedir falan. Babam da bana anlatırdı bana bu böyle, şu şöyle diye. Böylelikle hem maçın ne olduğunu öğrendim hem de çok sevdim. Teknik Direktörün Didi’nin olduğu; Bay Gol Osmanlı, Datculu, Cemilli efsane kadroyla başlamış oldu Fenerbahçelilik serüvenim. Sonrasında da kartpostal ve sakızlardan çıkan futbolcu resimlerini biriktirerek Fenerbahçe sevgim pekişti.

Sizin için unutulmaz maçlar hangileri acaba?

Pek çok maç sayabilirim ama Galatasaray maçlarının özel bir yeri var her Fenerbahçeli gibi. 3-0’dan 4-3’lük maç da efsanedir tabii. Üniversite yıllarıma denk gelmişti bu maç.

Arkadaşlarımın çoğu da Galatasaraylıydı. Maçı da hep birlikte izliyoruz. İlk yarı sonucunda çok sevindiler tabiiki. Haklıydılar da. Fenerbahçe’yle oynuyorsunuz ve 3-0 galipsiniz.

Sonrası malum zaten… Hikâyesi çok olan ve yıllar boyu anlatılacak bir maç.

Çocukluğunuzun Fenerbahçesi ve şimdiki Fenerbahçe’yi kıyaslarsanız neler söyleyebilirsiniz?

Tabiiki kulübümüz çağ atladı. Orası muhakkak. Tesisleri, stadı, Fenerium’uyla çağdaş bir kulüp oldu. Ama benim bu noktada bahsetmek istediğim şey başka aslında. Özellikle son birkaç yıldır sadece futbol değil, tüm spor alanlarında bir kalitesizlik söz konusu. Tadı kaçtı işin. Nefret o kadar arttı ki kimsenin diğer tarafa tahammülü yok. Bundan da çok rahatsızım ve üzülüyorum. Çocukluğumdaki o saf günleri, birbirimizi kızdırmalarımızı çok özlüyorum. O günlerden, bugün sosyal medyadaki maç yorumlarına bile tahammül edemeyen bir döneme geldik. Yazık.

Diğer branşlarla aranız nasıl?

Tüm branşları mümkün olduğunca takip ediyorum. Fenerbahçe’nin Eurolig’teki kararlı yürüyüşünü saygıyla takip ediyorum. Atletizm ve diğer branşlardaki yatırımları hayranlıkla takip ediyorum. Kısacası tüm branşları takip ediyorum ve Fenerbahçe’nin bu branşlardaki durumunu da takip ediyorum.

Genel anlamda Fenerbahçe taraftarıyla ilgili gözlemlerinizi alabilir miyim?

Fenerbahçe çok önemli bir yapı taşı. Taraftarı da o yapı taşını ayakta tutan en önemli unsur. Her alanda olduğu gibi taraftarlıkta da genel anlamda olumsuzluklar göze çarpabiliyor. Bu, her takım için söz konusu ne yazık ki. Fenerbahçe taraftarı gibi,  en zor zamanlarda takımının yanında duran, sesini çıkaran, mücadele eden taraftar grubunun olumsuz maç durumlarda hemen negatif olmasını kabul edemiyorum. Yenilsek de alkışlamayı, destek olmayı bilmemiz gerekiyor. Takımımızın sırtını sıvazlamayı bilmemiz gerekiyor. Çocuğumuz sınavda kötü puan alsa ona sırtımızı mı döneceğiz, dövecek miyiz, terk mi edeceğiz? Destek olacağız, o sınava girdiğinde onunla birlikte ter dökeceğiz, heyecanlanacağız. Yüksek puan aldığında da mutlu olacağız. Çocuğunu sever gibi sevmemiz gerek Fenerbahçe’mizi. Kol kanat gererek, kollayarak, destekleyerek.

Bazı öykülerinizde kahramanlarınızı Fenerbahçeli yapıyorsunuz. ‘Fenerbahçeli olsun çamurdan olsun.’ diyecek kadar da saf bir duyguyla seviyorlar Fenerbahçe’yi kahramanlarınız. Sizin nezdinizde genel sormak istiyorum soruyu. Türk edebiyatında ve sinemasında neden en çok Fenerbahçe var sizce?

Fenerbahçe, hikâyesi bol bir kulüp… Diğer kulüplerimizi rencide etmek değil amacım ama tarihinde bu kadar çok şaşırtıcı, gururlandırıcı, dertli, mutlu, kahramanlıkla dolu hikâyeleri olan bir başka kulüp daha yok ülkemizde. Coşkuyu da üzüntüyü de en üst düzeyde yaşayan bir camianın edebiyata ve sinemaya ilham olması sürpriz olmamalı.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler.

Ben teşekkür ederim. Mutluluktu benim için.

Benim için her dönem özel olan ve özelliğine özellik katan Yekta Kopan’ı ağırlamak büyük bir mutluluktu. Dilerim sizler için de özel bir söyleşi olmuştur.

Saygılar…

Sinematik Yeşilçam için Hazırlayan : Ersin DemirelEylül 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir