Sinematik Söyleşi – Erol Taş : Kendi Hayatımı Oynayacağım

0
520

erol-tas_57

2016 yılının ilk söyleşisi olarak 1964 tarihli Artist dergisinde yer alan ve Çenir Ener’in Erol Taş ile yapmış olduğu bir söyleşiyi sizler için seçtik. Degiden görseller mevcut olmadığı için elimizden geldiği kadar erken dönem Erol Taş görsellerine yer verdik. İyi okumalar…

————0O0————

Erol Taş bundan böyle başrol için aranılan isimler arasında yer alıyor. Son çevirdiği filmde Taş, bir kaptan rolünde oynayacak. Her zaman mert ve sağlam karakteriyle dikkati çeken Taş uzun zamandan beri bu film için hazırlanıyordu. Yeni çevireceği kordelâda Erol Taş, “Kendi hayatımı oynayacağım” diyor.

Gökyüzünde güneş, aşağılarda deniz, deniz kıyısında takalar, takaların içinde adamlar, adamların ellerindede balıklar. Kumkapı burası. Balıkçıların ellerinde de balıklar, paylaşan, onlara, ümit veren küçücük limanları. Kısaca bir mendireğin arkasına sığınmış, renk renk, boy boy takalar öylecene ikindinin olmasını bekliyorlar. Öğleden sonra, reis köprüsüne, uşaklarda yerlerine geçecekler, hep birlikte çalıştıracaklar motoru, ondan sonrada vira açık deniz. Gelsin balıklar. İrili ufaklı, hepsini yan yana küpeşte altına atacaklar. Daha sonrada, akşamın karanlığında, Kumkapıda Samatyada, ayaküstü meyhanelerinde, balıkla, şarap içecekler.

erol-tas_142466Şimdi hepsi oturmuşlar ağlarını temizliyorlar. Mavili, yeşilli, inceli kalınlı bir sürü ağ. Belkide, hafif hafif söyledikleri karadeniz havasına uydurdukları, kafa sallayışları sırasında bile, bugün ne kadar balık tutacaklarını düşünüyorlar.

Bir kenarda büyükçe bir taka var. Kırmızı fon üstüne yeşil harflerle “Agah Reis” yazmışlar. Kaptan köprüsü; çapası diğerlerinden büyük bir taka. İçindeki insanlarda iri yarı.

Bir kenarda oturmuşlar hepsi hem bir şeyler anlatıyorlar, hem önlerindeki ızgaralıktan kızarttıkları balıkları çıkartarak, taze francala ile birlikte ısırıveriyorlar. Çoğu Karadenizli. Kanca burunları, biraz patlakça gözleri ile, tam sansarosun babası kaplan reis gibi. Yalnız yabancı biri var aralarında. Uzun boyu, siyah saçları, uçları kıvrık uzun bıyıkları ile eski leventleri andıran birisi bu. Agah Reis. Taka kaptanı, uşaklarının, babası. Üstünde siyah bir elbise beyaz gravat gömleği ve elbisesine uyan bir gravatı var. Bir şeyler anlatıyor takadakilere. Onlarda onu can kulağı ile dinliyorlar. Dinliyorlarda değil söylediklerini içiyorlar sanki. Bir ara genç bir uşak…

Biraz daha balık ister misin Erol Abi diyor?

Yok sağol, doydum artık.

Yapma abi balığa doyulmazki.

Doyulmaz olurmu birader. Şimdiye kadar on tane uskumru yedim.

Afiyet olsun abi canın sağ olsun, takadaki bütün balıklar senindir.

Samimiyetle söylüyordu bunları genç uşak. Hemde canı gönülden. Ondan sonrada meraklı meraklı, Erol Abisinin yüzüne bakıyor. Oda anlıyor onun ne demek istediğini ve hemen anlatmaya başlıyor.

1352_4 Nerede kalmıştık?

Yüzü buruşmuş bir uşak atılıyor ordan…

  Lodos patlamıştı evlât. Sizin takayı karaya doğru atıyordu.

Haa, evet. Ben ne yapacağımı şaşırdım. Diğer arkadaşlarda benim gibiydiler. Allahtan, baktık, biraz ilerden bir başka taka geçiyor, hemen ona seslenmeye koyulduk, denizin sesinden bizim sesimiz duyulmuyordu bile, neden sonra lüks lambasını yakmayı akıl edebildi. Ancak o zaman fark edebildiler bizi daha sonrada yanaşarak aldılar. İnanırmısınız. Tam bir buçuk saatte geldik karaya, halbuki uzaktan bakılınca elimizi uzatsak tutacakmışız gibi geliyordu bize.

Ve bütün takadakiler derin bir nefes almışlardı. Onlar belkide, Erol Taş’ın kumanda ettiği takanın batacağını zannediyorlardı… Yaşlı uşak, üçüncü sigarasından derin iki nefes aldıktan sonra gözlerini kıpıştırdı:

  Allah korumuş sizi, yoksa şakası yoktur Karadenizin. Aldımı içine çekiverir bütün gemileri. Hele sizinki taka, çok daha kolay batardınız.

Güneş parlıyordu gökyüzünde. Bir kenarda da hâlâ kızaran uskumrular…

Kumkapıda bir kahve vardı, denize yakın, bahçesinde, iskemlelerin üstünde oturan insanlar. Şimdi takadakiler, iskemle üstündeydiler. Ama hepsi eğreti oturuyorlardı, alışmışlardı, çünkü takanın küpeştesinin kenarına oturmaya. Orada devam ediyordu Erol Taş, hikâyesini anlatmaya…

Nihayet karaya yanaşabildik. Kadın arkadaşların hepsi korkudan sapsarı olmuşlardı. Hele Aliye Rona, bayılmak üzereydi. Ona biraz konyak içirdikte kendine geldi. Ertesi gün, o sahneyi, bir derede çekmek zorunda kaldık. Kısaca bu hâdiseyi daima hatırlarım. Denizin dalgalı bir günüde denize açılanlara dua ederim, hemde bütün kalbimle.

Nargile tokurtusu vardı bahçeli kahvede. Etraftan meraklı, meraklı bakanlar dayanamıyarak, iskemlelerini alıyorlar, ve Erol Taş’ın yanında boş buldukları bir yere oturuyorlardı. Artık onun anlatacakları bitmişti. Şimdi o, deniz kurtlarının anlattıklarını dinliyordu. Hemde can kulağı ile. Zira bir hafta sonra, yeni bir filme başlıyacaktı. Taka reisiydi bu filimde hemde. Bıyıklarını dahada uzatacak, deriden yelek, kalın kazak, siyah ceket giyecek, başınada yün bir takke geçirecekti. Agah reis olacaktı birden. Ondan sonrada takasının başına geçecekti.

erol taş ölüm çemberi

  Haydi uşaklar diyecekti. Denize açılıyoruz.

Önceleri, yavaş yavaş çalışan motor sonradan hızlanacak, ve denizi yararak açıklara çok açıklara gideceklerdi. Orada çok şeyler bekliyecekti onları. Belki de ölüm. Ama sadece kamere karşısında öleceklerdi. Fakat Erol Taş içinden ya geri dönemezsek diyordu o zaman ne yaparız. Aklına geleni sanki tecrübeli deniz kurtları anlamışlardı, birden göz göze geldi onlarla…

Merak etme dediler… Hep birlikte.

Bize bir haber sal, hemen yanındayız. Koşarak geliriz. Taka yürümezse biz yüzer onu çekeriz. Sen hiç tasalanma.

Sağ olun, sağ olun… Amma Agâh reis işini bilir merak etmeyin siz.

Birden kaşları çatılmıştı. O zamanki halini düşünüyor, ve gerektiği şekilde de takasına kumanda edeceğini zannediyordu. Zaten yalnızda olmıyacaktı. Bir yardımcı vereceklerdi ona. Çoğu zaman oda yanında olacaktı. Bir daha yalnız başına denize açılıp, oralarda kalmak istemiyordu. O korkuyu bir defa tatmıştı İkincisi artık çok fazla olurdu.

Ama  bunların hiçbirisi olmıyacak, ve o uşaklarına Agah reis olduğunu gösterecekti.

(Artist, 25 Şubat 1964)

erol taş genç

Erol Taş

Yorumlar