The Saint Simon Templar İstanbul’da ya da Batı Cehaleti

Leslie Charteris 1920’lerin sonunda Meet the Tiger isimli romanını yazdığında televizyon dünyasının en ünlü karakterlerinden birini oluşturduğundan bihaberdi. İlk romanlarda Robin Hood vari bir şekilde zenginleri soyan bir hırsız olan, daha sonra bir çeşit özel dedektife dönüşen karakterin adı Simon Templar ya da daha bilinen adıyla The Saint‘den başkası değildi. Kendisine Saint yani aziz denmesinin sebebi adı ve soyadının başharfleri olan S.T.‘nin ingilizcede Aziz kelimesinin kısaltması olmasından kaynaklanıyor.

İlk romandan yaklaşık 10 yıl sonra film dünyasına merhaba diyen Simon Templar 1962 yılından itibaren dünyayı kasıp kavuran James Bond fırtınasıyla birlikte dizi olarak yayınlanmaya başladı. Başrolde ise hepimizin yakından tanıdığı Roger Moore oynuyordu. İşin tuhaf tarafı bu dizi Roger Moore‘u epeyce ünlendirmesine rağmen James Bond rolünü oynamasını geciktiriyordu. George Lazenby‘yi seçen yapımcılar Roger Moore‘u düşünmüş fakat Simon Templar rolüyle özdeşleştiği gerekçesiyle vazgeçmişlerdi.

The Saint

Dizide Volvo P1800 süren kahramanımızın yolu 1967 yılında İstanbul’a düşer.

1963 yılında Türkiye’ye gelen James Bond‘un aksine daha “oryantal” bir İstanbul’da geçen dizide erkekler çoğunlukla fesle, kadınlar ise başı açık dolaşıyor. Türk karakterlerin Kemal dışında Turen, Diya, Sukan, Yolu, Ayesha gibi tuhaf isimlere sahip olduğu dizi Silbakım Müzesinde sergilenen bir hazinenin etrafında geçiyor.

Silbakım diye bir müzenin ülkemizde yer olmadığını ve Ü harfinin üstüdeki noktalarında M harfinin üzerine konduğunu belitmeden geçemeyeceğim.

Türk karakterlerin kıyafetleri ve ten renklerinin daha çok Mısır vatandaşlarını andırdığı The Gadic Collection isimli bu bölümde müzemizin içinde de bir takım gariplikler söz konusu. “Sigara İçmek Memndur“, “Dosya Odası – Mezuniyet Olmadan Girilmez” gibi ibarelerin dışında bir de firavunun yer alması oldukça garipsenebilir. (aşağıdaki fotolarda görebilirsiniz bu hataları)

Tüm bu tuhaflıklara rağmen Simon Templar dizisinin gönlümüzdeki hatırı sayılır köşesine bir zarar gelmediğini ve 1997 yılında çevrilen The Saint isimli filmin 60lı yıllarda çevrilen diziyi yansıtmadığını belirterek yazıyı noktalayalım.

5 thoughts on “The Saint Simon Templar İstanbul’da ya da Batı Cehaleti

  • 11 Şubat, 2010 tarihinde, saat 09:13
    Permalink

    Yes, they didn't do their research very well.The portrayal of Turks in european and western cunema is laughable and almost racist and stereotyped.Watch department S another british tv show from 1968/69.In this they also have men wearing fezes and women in veils in Istanbul 1969.

    Yanıtla
  • 12 Şubat, 2010 tarihinde, saat 10:56
    Permalink

    silbakım müzesi,The Gadic Collection isimli bu bölümde müzemizin içinde de bir takım gariplikler söz konusu. "Sigara İçmek Memndur", "Dosya Odası – Mezuniyet Olmadan Girilmez" gibi ibarelerin dışında bir de firavunun yer alması oldukça garipsenebilir.
    ahahahah!! muhteşem !!
    ellerinize sağlık Ercan bey.

    videodream.

    Yanıtla
  • 14 Şubat, 2010 tarihinde, saat 14:43
    Permalink

    renk ve tonlama 60ların fransızları kadar var..
    öyle deil mi dost site:)

    Yanıtla
  • 15 Şubat, 2010 tarihinde, saat 11:22
    Permalink

    Bu durum hala değişmedi ki, çağımızın en büyük hitlerinden Lost dizisinde bile Arapça olduğu iddia edilen pek çok yazı aslında asdfjklqwerty gibi vaziyetlerden ibaret.

    Yanıtla
  • 17 Şubat, 2010 tarihinde, saat 18:52
    Permalink

    Kriminal (1966) filmindede istanbuldaki ziraat bankası merkez bankası diye geçer 🙂

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir