Sinematik Söyleşi – Zafer Önen nam, o şarabi aktör

0
2388

1456524_10202849779713352_1578460897_n

Onu sahnelerde alkışlayamayanlar, bir reklam filminde izliyorlar şimdi. Hâlâ, her gün çalışıyor. Davet ediliyor, dublajına da, film setine de aynı güzel heyecanıyla gidiyor

Türkiye’de, yaşayan en yıllanmış oyuncu siz misiniz?
Evet, benim. Necdet Mahfi rahmetli oldu. Ben kaldım geriye.

En yıllanmış olan sizsiniz yani?
Evet şarap gibi yıllanmış olan benim.

zaferonenVe ‘Cumhuriyet gibi aktörsünüz’ diyebilir miyiz sizin için?
Tabii, rahatlıkla … Çok güzel tâbir … Cumhuriyet 82 yaşında, ben 84 yaşımı bitirdim. Bir de ‘yaşı belli olmayan Gülriz Sururi’ derler. Çok güzel bir laf bu. Bilmiyorlar yaşını; belli değil yaşı. Ama harika bir kadın, çok güzel bir kadın o … Ben 1941 yılında Devlet Operası Şan Bölümü’nün imtihanını kazandım; leyli meccani (parasız yatılı) olarak Ankara’ya konservatuara gittim. Üç ay sonra bir olay oldu; bir çocukla kavga ettik. Okul bana 3 ay tardı muvakkat, yani uzaklaştırma cezası verdi. Döndüm İstanbul’a, Ses Opereti kurulmuş. Bütün idealim operacı olmaktı; olmadı, tiyatrocu oldum, çok daha mutluyum. Burada sınava girdim. Carlo Capicelli diye bir İtalyan piyanist vardı, şef. Havada kaptılar beni. Tiyatroya başlayışım, Semiha Berksoy, Tevhid Bilge, Muzaffer Hepgüler, Turgut Boralı, öyle bir kadro vardı; o kadroyla oldu. Beni oyuncu olarak kadroya aldılar, 44 lira maaşla. Ondan sonra da oynamadığım özel tiyatro kalmadı. En sonunda da, Devlet Operası’nda üç müzikalde oynadım. Devlet Tiyatrosu’nda bir oyunda konuk olarak oynadım. Yıllarca buralarda oynayan tek alaylı oyuncu benim. Keman ve piyano çalarım, şancıyım. Böyle birtakım özellikleri olan bir oyuncuyum, hâlâ da devam ediyorum. Devam edeceğim tabii ki … 63 yıldır oynuyorum.

Sene 1943. Zafer Önen’in ilk opereti ‘Hava Civa’dan bir enstantane.

Hâlâ da şarkı söylüyorsunuz arkadaşlarınızın müzik yaptığı mekanlarda …
Evet, söylüyorum. 17 sene keman çaldım İlham Gencer’le; o piyano çalıyor, ben keman çalıyordum Şişli Halkevi’nde. Orhan Sezener’le çalıştım Ankara’da. Son zamanlarda, bir otelde Şevket Uğurluer çalıyor, ona gidiyorum, biramı içiyorum, şarkımı söylüyorum. Böyle bir yaşantım var. Müzik benim ikinci dünyam. Ben, İlham Gencer gibi, sol anahtarından başka nota tanımam. Piyano çalınabilir ama keman çok zor bir enstrümandır, yıllarca çaldım. Yalnız, 40 sene önce bir gün İzmir’den dönüyorum Ege vapuruyla, kemanım denize düştü. Param yoktu, alamadım. Ondan sonra mecburen bıraktım kemanı. Tiyatroculuğum hâlâ devam ediyor. Bilmezsin, ben Mehmet Ali Erbil’in dedesi Mustafa Erbil’le de çalıştım. Türk Hava Kurumu’nda onunla çalıştık. Babası Sadettin Erbil’le oynadım, Mehmet Ali’yle de oynadım. Kızı oyunculuk yaparsa, onunla da oynarım. Bu bir rekordur. Raşit Rıza ile oynadım, Halide Pişkin ile oynadım. Ben tarihim; tiyatro tarihiyim. Raşit Rıza ile, Avni Dilligil bir heyet yapmıştı. Turgut Boralı, Suat Sim, Mürüvvet Sim vardı kadroda. ‘Samson’ diye bir oyunla İzmir’e gittik. İlk gece oyunumuzu oynadık, ertesi gün kar yağdı İzmir’e. 36 yıldır kar yağmamıştı İzmir’e. O kar yüzünden, orada rehin kaldık. Raşit Rıza ayrıldı gitti. Biz Avni Dilligil’le ‘Kadın İsterse’ diye bir operetin provalarına girdik. 1,5 ay boyunca sıcak yemek yüzü görmedik. Şehir Tiyatrosu oyuncularından Rıza Tüzün de geldi daha sonra İzmir’e. Onunla Evlendirme Dairesi’ne gidiyorduk. O keman çalıyordu, ben şarkı söylüyordum orada. Onbeşer lira alıp geliyorduk. Grubumuz aç, otel bırakmıyor, rehindik. İstanbul’a dönecek 5 liramız yoktu. Bir arkadaş Aydın’dan bir teneke pekmez yollamıştı. Ekmek kırıntısı buluyoruz oradan buradan. Banıp yiyorsun, on dakika sonra daha fena acıkıyor insan, miden kazınıyor. Çok sıkıntılı günler yaşadık; ama çok güzel günler de yaşadık. 1,5 ay yemek yüzü görmemek ne demek?

Lüküs_Hayat_1950_film_afişiSinemaya girişiniz nasıl oldu?
Sinemaya geçişim, Lütfü Akad’ın isteği ile oldu. ‘Lüküs Hayat’ filme çekiliyordu. Muzaffer Hepgüler, Memiş’i oynuyordu. Bir akşam Maksim’de Muammer Karaca’da oynuyorum. Geldi, kapıda tanıştık Lütfü Akad’la. “Zafer, size hem ufak bir rol var, hem de bu Memiş’in şarkılarını söylemenizi rica ediyorum” dedi. Ben altıyüz temsilin üzerinde tiyatroda ‘Lüküs Hayat’ta Memiş’i oynamıştım zaten. Mutluluk duydum tabii. İlk defa böyle bir teklifle karşılaşıyordum. Böyle girdim sinemaya ve arkası geldi. Aram Gülyüz’le tanıştım. Birçok yönetmenle çalıştım. Yıllarca dublaj yönetmenliği yaptım. Dublaj da ayrı bir sanat, biliyorsun.

İnsanlar sizi sesinizle de çok iyi tanıyorlar. Özellikle çizgi film karakterlerine yaptığınız seslendirmelerinizle…
Bu çok mutluluk verici birşey tabii … Ama şimdi dublajda, önüne gelen konuşuyor. Ya da konuştuğunu zannediyor. Konuşmak bir sanattır. Yürümek bir sanattır. Giyinmek sanat, yemek yemek bir sanattır. Şimdi dublaj stüdyolarına git, gör. Bazıları, daha dışarıda konuşmayı bilmiyor, içeride (stüdyoda) nasıl konuşur onlar?

Özel tiyatroların durumu hakkında neler düşünüyorsunuz? Niye böyle oldu? Gitmiyor mu seyirci?
Gitmiyor. Şimdi, adam ayağındaki pantolonu satıyor, 50-60 milyon veriyor, maça gidiyor. 10 milyon lira verip tiyatroya gelmiyor. Bilmiyor tiyatroyu çünkü. Bence eğitimde kabahat. Tiyatroyu tanıtamıyorlar. Tiyatroya ilgisizlik. Artık haftada iki gün oynayabiliyorlar, yarı salona. Ben tiyatroyu çok seviyorum, ama artık oynama fırsatım yok. Halkımız lütfen tiyatroya gitsin, dikkatle izlesinler oyunları; kitap okur gibi izlesinler.

Çünkü siz tiyatroların sayılarının çok olduğu bir dönemin keyfini yaşadınız …
İnan, bundan 50 yıl önce İstanbul’da 37 özel tiyatro vardı. Hepsi, her akşam dolu oynardı. Ben İstanbul Tiyatrosu’nda oynuyordum, ‘Şöminede Ceset’ diye bir oyun koyduk. Saat altıda oynuyoruz, salon dolu. Akşam oynuyoruz dokuzda, yine salon dolu. Haftada 14 oyun oynuyordum. Bütün tiyatrolar her akşam dolu oynanırdı. Koskoca Dormen Tiyatrosu bile kapandı. Haldun Dormen bir ekoldür. Tiyatroya çok iyi oyuncular sundu, kendi gayretiyle.

zafer-onen2Haldun Dormen’e getirdiniz sözü. 65 yaşından sonra tüm sanat dallarında sanatçılar, tiyatroda, operada, senfonide, hocalık yapamaz, kurumlarında çalışamaz duruma getirildiler. ‘Emekli maaşınızı alın, evinizde oturun’ dendi açıkçası. Sanatçının yaşı olur mu? Siz bunun olmayacağının en büyük ispatısınız.
Sanatçının yaşı olmaz tabii. Böyle bir düşünceye sahip olmak bile ayıptır yersizdir. Olur mu böyle şey? Benim, yaşımda oynayacağım bir sürü rol var. Sonra, çok üzüldüğüm birşey daha var, Haldun Dormen’le Yıldız Kenter’e yaptıkları nedir öyle? Verdikleri para nedir devletin? 1 milyar yüz milyon lira para. Bu hocadan niye kesersin sen? Bu insanlar, oyuncu yetiştiriyorlar bu ülkeye. Yıldız Hanım şimdi bedava gidiyor okula, biliyor musun? Olmaz ama. Komik o para … Ben bir şeye şahit oldum, çok üzüldüm; bilmem ne derneğinin başkanı kaç para maaş alıyormuş ayda biliyor musun? 28 milyar lira ayda …Ve ben 63 yıllık tiyatrocuyum, aldığım emekli maaşı şu anda 426 milyon. Orantısız bir ülke burası.

Peki, bu durumda yeni mezun oyuncu arkadaşlar ne yapacaklar? Her yıl konservatuarlardan 200 yeni oyuncu adayı mezun oluyor.
Enteresan birşey anlatayım. İki arkadaşım var, profesyonel oyuncular. Devlet Tiyatrosu’nun sözleşmeli oyuncu sınavına girdiler. İkisi de yetenekli, ama kazanamadılar. Kazansalardı, alacakları para 450 milyondu, kadrolu olmadıkları için. Gittikleri yerde de ev kirası kendilerine ait. Yahu, komik paralar bunlar. Sanatçı, Konya’da da olsa, Trabzon’da da olsa, 450 milyonla ne yapar? Yaşayamaz.

cem-yilmaz-onun-icin-sart-kosmustu--cem-yilmaz-reklam-zafer-onen-1403088Sinemanın gidişatını nasıl buluyorsunuz?
Şimdi şimdi biraz birşeyler olmaya başladı sinemada. Teknik çok ilerledi, biraz paraya da kıyıyorlar, bu çok önemli. Bizde çok iyi yönetmenler var, çok da iyi oyuncular var. Yazan iyi senaristler de var. Yılmaz Erdoğan diye bir adam var. Güzel bir beyin. Yazıyor adam. Güzel yaratıyor. CemYılmaz, hem yazıyor, hem oynuyor. Yani, ben ille de onun reklamında oynadım diye propagandasını yapmıyorum. Bundan önce de böyle düşünüyordum. Bana geldiler, bir röportajda “onunla oynuyormuşsunuz. Kızmıyor musunuz? Cem Yılmaz Türk Sineması’nı yeriyor” dediler. Niye kızayım ya? Hakikatleri söylüyor adam. Abartmıyor ki. Yanlış birşey söylemiyor ki. Sinemada para kazananlar, bugünkü duruma niye düştüler? Hatayı, insan önce kendinde aramalı. O çeşme akarken, beş kazanıyorsan, üçünü ye, ikisini bir kenara at. Burası Türkiye. Yarınını düşünmek zorundasın. Herkesin hatası var. Benim de hatam var Türk Sineması’nda. Ben de hatalıyım yaptığım bir takım şeylerde.

Televizyon dizilerine gelelim. Çok dizi çekiliyor. Dizi enflasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok iyi diziler var. Dizileri seviyorum, oynuyorum da. Ama derli toplu bir dizide oynamak, insana mutluluk verir. Öyle, harcı alem dizileri de biliyorsun. 70 tane dizi çekildi, bunlar da elene elene 10 tane ya kaldı, ya kalmadı. Belli olmuyor halkın psikolojisi. Senin benim beğendiğim bir senaryo, tutmayabiliyor. Bunun nedenini kimse bilemiyor. Boşlukta yani. Biz Muammer Karaca’da oynarken, biraz tuluatçıydı Muammer, biraz piyes kokan bir oyun koyduk Maksim’de. Tutmadı. İlk gece full, ikinci gece yarıya düştü, ertesi gün dörtte biri doldu salonun. Muammer, “N’olucak bu durum kötüye gidiyor. Bir oyun çıkaralım hemen” dedi. Biz 2 günde ara piyes, dolgu olsun diye, ‘Cibali Karakolu’nu çıkardık. O oyunu bir koyduk, yıllarca kalkmadı sahneden. Biz beğenmedik, ara piyes diye koyduk. Ama halk çok beğendi, yıllarca doldurdu o oyunu. İhya oldu Muammer Karaca o oyunla.

Bugün herşeye rağmen hâlâ tiyatro yapanlar var.gule_gule_zafer_abi_mekanin_cennet_olsun Ferhan Şensoy var, Ali Poyrazoğlu var, Hadi Çaman var, Kenterler var. Kendi güçleriyle, kendi yağları ile kavruluyorlar. Devlet biraz yardım ediyor ama solda sıfır. Haluk Bilginer’i burada söylemeden geçemeyeceğim, çok büyük bir oyuncu tiyatroda. Karşı tarafta kendi gücüyle bir salon kazandırdı.

Oyunları seyrediyor musunuz?
Bütün oyunları seyrediyorum ben. Yaşatıyorlar tiyatroyu kendi güçleri ile. Müşfik Kenter’i, Haluk Bilginer’i çok takdir ediyorum. Ama son yıllarda pek fazla vasatın üzerinde oyuncu çıkamıyor. Bana kızmasınlar bazı oyuncu arkadaşlar ama, tiyatro çok zor bir sanat. Metin Akpınar’ı çok beğeniyorum, komple bir oyuncu o, müzikten anlıyor. Ferhan Şensoy muhteşem bir adam. Ses Tiyatrosu’nu yaşattı, yeniden yaptı. Olmaz böyle şey…Bu, büyük çaba, büyük fedakarlıkla olacak bir iş. Bu işi sevmek önemli. Tiyatro nasıl bir duygu biliyor musun? Hani bir insan, bir kadına aşık olur da kopamaz. Tiyatrodaki, sahne üzerindeki duygu, öyle birşey işte. Ama Türkiye’de oyuncular için işsizlik sigortası çok önemli bence. Yaşamaları için, ileriye umutla bakabilmeleri için bir destektir bu.

Devlet dışında, oyunculara da iş düşüyor mu burada? Neden biraraya gelemiyorlar, örgütlenemiyorlar?
Biraraya gelemiyor oyuncular. Çünkü burası Türkiye…Biz dublaja ilk kez İpek Film’de başladık. 65 kişiydik, hepimiz tiyatrocuyduk tabii. 5 lira 25 kuruş alıyorduk, ufak rolleri konuşanlar. Pekcan Koşar, Müşfik Kenter başrol konuşuyorlardı, onlar 6,5 lira alıyorlardı. “Konuşmayız biz bu paraya!” dedik, kazan kaldırdık İpek Film’de. Dilekçe yazıldı müdüre, herkes imza attı isminin altına. Üç gün sonra, Rıza Tüzün, Naci Girgin, Timuçin Caymaz ve ben hariç, diğer bütün arkadaşlar aynı fiyata dublaja gittiler. Direniş, boykot kırıldı. Bizde birleşme olayı yok. Böyle bir gücümüz yok, baştan beri olamadı.

zafer_onen_hayatini_kaybetti_h76046

Gelelim reklam filmi oyunculuğuna … Acımasız birşey değil mi? Yıllarca oynuyor sanatçılar, seyircinin takdirini kazanmak dışında, avuçlarında tek kuruş birikimleri kalmıyor. Ama günün birinde bir reklam filminde oynama şansı doğarsa, bir emeklilik ikramiyesinden daha büyük maddi getirisi oluyor. Bu çok dramatik birşey değil mi?
Bu, bana 60 yıl sonra gelen mutluluk. Buna da sebep, sevgili Cem Yılmaz. İlle demiş ki, “Zafer ağbiyi bulalım bu role!” İşte bu, sevilmenin en güzel örneklerinden biri. Bu, benim için jübile. Çok büyük para almadım ama, geçinecek parayı aldım ben. Benim için yaşam, bundan sonra kendim için, oğlum için, torunum için yaşayacağım. O parayı, yiyebildiğim kadar yiyeceğim.

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/335229.asp

sinematik yesilcam - ucan daireler istanbulda 013