Vatandaş da çıplak kral da

0
211

Kral Çıplak

80 öncesi Demirel hükümeti ekonomik istikrarsızlığı gidermek için yeni önlemler almaya, 70 sente de IMF’ye de muhtaç hale getirdikleri ülkede, köklü yapısal değişiklikler yapmaya yönelirler. Ekonomik istikrar programı hazırlama görevini, 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal’a verir. IMF’nin daha önce yaptıramadığı isteklerini içeren, Türkiye’yi tek taraflı olarak yabancı sermayeye açan program 24 Ocak 1980’de açıklanır. Sindirilen, korkutulan, kurtarıcısını bekleyen sessiz yığınlara rağmen kitleselleşebilen, yok edilmesi gereken sol örgütler, muhalif güçler varken ve onlar sokaktayken 24 Ocak kararlarını uygulamak da zordur.

Kurtarıcısını bekleyen, sindirilmiş yığınların desteğini kazanacak fakat aynı zamanda solu, devrimci güçleri, muhalif aydınları yok edecek adımı atmaya gelmiştir sıra. Telafisi olanaksız büyük acılar yaşatan, kanlı 12 Eylül darbesine terörize edilmiş, çalkantılı süreçlerden geçilerek gelinir. İzleri, acıları günümüzde de süren 12 Eylül bir sonuç, yenidünya düzeni acısından da yeni başlangıçların miladıydı.

Kurdukları korku imparatorluğuyla korku ve yılgınlık yarattılar, yalnızlaşmayı, bireycileşmeyi dayattılar. Yalnızlaşan insan gelecek düşlerini yitirdi. Yılgın, uyumlu ve itaat eden bir toplum yarattıklarında da satın aldıkları, devşirdikleri, toplum mühendisleri aracılığıyla etkisi on yıllarca süren bir dünyayı yaratmışlardı artık.

Turgut ve Semra Özal Anap selamı yaparken…

Bir yandan yalnızlaşan insanı yoksullaştırırken diğer yandan da tüketim toplumu oluşturuyor, sundukları nimetlere ulaşılabilmesi için her yolun mubah olduğu fikri aşılanıyordu. Sınıf atlama düşleri okşanıp omurgasızlaştırılan birey için artık her yol mubahtır. Dostluk, dayanışma, sevgi duyguları yok edilmiştir. 

Özal döneminde, tüketim toplumunun ve iktidarın sunduğu nimetlerin cazibesine kapılan, düşlerini ve umutlarını yitiren küçük aydınlar, muhalif bireyler saf değiştirebilmişlerdir. Geçmişin bütün değerlerinden kopan bu bir kısmı ‘eski solcu’, küçük aydın egemenler adına kuşakların biçimlendirilmesi için özellikle medyada basın-yayın alanında iş sahibi haline getirilmişlerdir. Çürüme toplumun her katmanında yaşanır. 

Yoksul halk yığınları sorunlarına, kendi hayatlarına, aydınlar da kendilerine ve toplumlarına yabancılaştırılmıştır. Bir yanda tüketim ve ‘show toplumunun iyi tüketicileri’ olanlara sunulan yeni olanaklar, diğer yanda sistem tarafından kuşatılmış, kıstırılmış, yaşam alanı daraltılmıştır bir duruşu, kimliği ve kişiliği olan, direnen bireyler. Reklam

Çıplak Vatandaş (1965)

Çıplak Vatandaş, 1985 yapımı bir Başar Sabuncu (yazan, yöneten) filmi. 

1980’li yıllarda ve sonrasında 12 Eylül darbesinin yarattığı toplumsal-bireysel dönüşümlere, bu dönüşümler sonucu oluşan ortama, insan ilişkilerine yönelik eleştiriler içeren, bencilleşen, kısa yoldan “köşeyi dönme”, sınıf atlama düşleriyle biçimlenen bireyler dünyasının yarattığı toplumsal-bireysel yıkımların yansıdığı filmler de yapılır. Çıplak Vatandaş bunlardan biridir.

Çıplak Vatandaş

Ailesini geçindirmekte sıkıntılar yaşayan toplumun orta direk kesiminden bir adamın çıldırma hikâyesi anlatılır filmde. Dört çocuklu ve beşincisine de karısı hamile olan dar gelirli İbrahim (Şener Şen), limon satıcılığı, bulaşıkçılık gibi ek işler yapmasına karşılık yine de ailesini doyuramaz. Yorgunluk ve bunalım giderek ruhi dengesini bozar. Çırılçıplak kendini sokaklara atar. Olay gazete manşetlerine çıkınca İbrahim büyük reklam şirketlerinden aldığı tekliflerle “yıldız” olur. Ama bu çarpık düzen içinde İbrahim’in payına düşen kafayı üşütmek, delirmektir. 

Film, İbrahim’in üstü çıplak ve altında da sadece iç çamaşırı ile gece yarısı İstanbul’da caddelerde koşması ile başlıyor. Filmde önce onu bu eylemi yapmaya götüren olayları, sonrasında da yaşanan durumun doğurduğu sonuçları izleriz “80’ler Türkiye’sinde hâline şükreden, saygılı, itaatkâr, ılımlı, fedakâr ve kanaatkâr bir memur olan” İbrahim, dar gelirli örnek bir vatandaştır. Evine bağlı, mutlu bir aile babasıyken aynı zamanda devlet kapısına sırtını dayamış bir çalışandır. Yaşanan toplumsal koşullar, gelinen nokta da İbrahim’i de sınıf atlama kavgasının içine çeker. 

Film toplumsal eleştirisini ve toplumda bireyin yaşadığı dönüşümü mizah yoluyla yansıtır. İbrahim’in psikolojik çözülmelerine yer veren film, yaşanan durumu, aklını kaybeden karakterini gülünç durumlara düşürerek mizahi biçimde verir. 

Hayatı kolaylaştırmak, ekonomik olarak da yaşanabilir kılmak, ailesini geçindirebilmek için her yolu dener, her işi yapar İbrahim. Fazla mesai yapar, içtiği çayı, sınırlar, her türlü ek işi yapar. Fakat hayat istediği gibi gitmiyordur. Televizyon izlerken kendi yansımasını görüp konuşmaya başlayan İbrahim, delirmenin ilk sinyallerini verir ve televizyonu camdan atıp paramparça eder. Bastırdığı öfkesi artık patlama noktasına gelmiş, kafası iyice karışmış, ruh sağlığı bozulmuştur. Deli damgası da yiyen İbrahim bir gece çıplak hâlde kendini sokağa atar.

Başar Sabuncu daha çok güldürüyle özdeşleşen çıplaklık ve “delilik durumunu” , Çıplak Vatandaş filminde toplumsal-ekonomik bir derdin eleştirisi için kullanır. Yaşanan yoksullaşmanın, çaresizliğin yansıması olarak kendisini çıplak şekilde sokağa atan İbrahim, gazetelere manşet olur, sınıf atlamaya yönlendirilir. Emeğiyle ev geçindirmenin mümkün olmadığını anlayan, delirince medya ve reklam yüzü malzemesi olan İbrahim zengin olur. Reklam

“Kimse değilim, hiç kimseyim” diyen İbrahim suretinde Şener Şen’in, filmin klasikler arasında yerini almasında önemli bir yeri vardır. Bulaşıkçı, işportacı, limoncu, bozacı gibi kılıktan kılığa giren Şener Şen oyunculukta zirve yapar.

Başar sabuncu güldüren, düşündüren, hüzünlendiren, eleştiren ilk sinema filmi Çıplak Vatandaş’ta kısa bir sahnede yer verdiği “Müjde Ar sürprizi” ile de etkiliyor.

Yaşadığımız ekonomik çöküş ve ağırlaşan sorunlar 34 yıldır daha da ağırlaşarak sürüyor. Artık vatandaşlar delirip, soyunup sokaklara atmıyor kendilerini; ölüyor, öldürüyor. Kendini yakıyor, ailesini ve kendisini öldürüyor, toplu ölümler yaşanıyor.