Köy filmlerinin, melodramların unutulmaz yönetmeni Muharrem Gürses

0
274
Muharrem Gürses

1948 yılında, CHP iktidarı Türk filmlerini gösterecek sinemalara önemli oranda vergi indirimi uygular. 1950’li yıllarda da elektriğin kasabalara, köylere kadar ulaşmasıyla büyük kentlerde yoğunlaşan sinema salonları bütün ülkeye yayılır. Sinema salonlarının çoğalması beraberinde film sayısının artmasını da getirir. Bu yeni yatırımcıların sinemaya yönelmesinde etkili olur. Ön-Yeşilçam döneminde seyirciyle köklü bağlar kuran sinema, bu yıllarda halkın en önemli ‘eğlencesi’ olmuştur. Bir yandan Yeşilçam Sokağı’nda kümelenen ve sayıları hızla çoğalan film yapım şirketleri, yeni yönetmenler, yeni oyuncular ve bu kadroların ürettiği, sayıları her yıl artan filmler, seyircileri hem büyük kentlerde hem de taşrada sinema salonlarına çeker.

Seyirciden karşılık bulan sinemacılar onların beklentilerine, beğeni düzeylerine göre filmler üretir. Aslında bu yöneliş bilinçli, teorik yaklaşımlarla, değerlendirmelerle olmamıştır. Kendiliğinden, el yordamıyla, etki-tepki ilişkisi sonucu oluşmuştur. Türkiye’de sinema, yaşanan siyasal-toplumsal dönüşümlerin etkisiyle yazılı kuralları olmayan, bilinmeyenler içinde el yordamıyla deneye yanıla kendiliğinden oluşan yeni dönemine girer. Bu, Yeşilçam sineması dönemidir.

Yeşilçam dönemi filmlerine yabancı filmler, örneğin popüler ticari kanadına Amerikan ve Mısır filmleri etki ederken, diğer yandan da Avrupa sinemasının etkileri görülür. Bütün bu etkilere, taklitlere karşın Yeşilçam dönemi, kendi toplumunun kültürel kimliğiyle oluşur.

Bu dönemde ağdalı melodramlar, duygu sömürüsü, zengin ve şımarık kız-yoksul çocuk-kötü adam ya da kötü kadın/yoksul kız-zengin çocuk-kötü adam ya da kötü kadın üçgeni, zengin ve özentili kötücül aileler-yoksul iyiler şablonlarını içeren filmler çoğalır.

Muharrem Gürses

Yine o yıllarda toplumsal gerçekçi filmler çekenler de, ‘ulusal sinema’, ‘halk sineması’ kavramlarını ortaya atanlar da, Yeşilçam dışı sinema arayışı içinde olanlar da farklı bir sinema yapılacağını söylüyor, bunun yollarını arıyor, dahası sonradan Türk sinemasını küçümseyenlerin de kabul etmek zorunda kalacakları iyi film örneklerini hayata geçiriyorlardı.

Muhsin Ertuğrul döneminde de, geçiş dönemi filmlerinde de sıkça gördüğümüz kalıplar, klişeler, kurallar Yeşilçam döneminin vazgeçilmezleri olur. Bu dönemdeki ticari sinemanın, Yeşilçam filmlerinin en abartılı örneklerini Muharrem Gürses verir. Kendinden sonra gelen bazı yönetmenleri de etkileyen Gürses filmleri, bütün o kaba anlatımına karşın, kalabalık seyirci kitlelerini salonlara çeker.

KÖY MELODRAMLARI VE MUHARREM GÜRSES

Ağlatan köy filmleri yapan Yazar Senarist, Yönetmen, Oyuncu, Ressam Muharrem Gürses yaptığı filmlerle 1950’li yıllara damgasını vurur.  Çoğumuz Muharrem Gürses’i özellikle ve en çok “Hababam Sınıfı” filmlerinin unutulmaz okul müdürü Muharrem Gür ve Halit Refiğ’in yönettiği Hale Soygazi’li “Vurun Kahpeye” filminin Hacı Fettah’ı olarak olarak tanırız. İzleyicinin birçok filmden oyuncu olarak tanıdığı, yüzünü çok iyi bildiği fakat birçoğunun adını hatırlayamadığı çok yönlü Sinemacı Muharrem Gürses’in özellikleri, çok yönlülüğü, yaptığı işler pek bilinmez.

Muharrem Gürses’le ilgili bilgi içeren bir yazıda şu cümleler yer alır: “Dünya Rekortmeni Türkler başlıklı Nokta dergisinin bir haberine göre, dünyada en fazla film yöneten kişi olmasına karşın, filmlerinin ticari kimliği ve naifliği temel eleştiri nedeni olmuş, sinema eleştirmenleri, sinema tarihçileri tarafından Türk sinema tarihinin sayfalarında yer bulamamıştır.” (http://eski.sinematurk.com/kisi/1803-muharrem-gurses/)

Muharrem Gürses yine o yazıda söylendiği gibi; “Anadolu’da halkın sinemaya olan ilgisini kat kat artırmış, birçok gencin yüreğinde sinema ateşini yakmıştır. Oyuncular, yeni yüzler, asistanlar, senaristler keşfetmiş, yetiştirmiş ve yaratmıştır. Kişisel olarak entelektüel birikimi oldukça yüksektir. Fransızca ve Arapça bilen, okumaya son derece meraklı, tiyatro yönetmeni, aktör, senarist, yapımcı, sinema yönetmeni ve ressamdır.

17 yaşında amatör tiyatro oyunculuğuna başlayan Muharrem Gürses, 1931 yılında Şehir Tiyatrosuna girer.

Resim eğitimi alan ve Samsun’da öğretmenlik yapmaya başlayan sanatçı 1943 yılında Sezer Sezin ve Hulusi Kentmen’le birlikte “Gürses Tiyatrosu”nu kurar. 1949’da “Zehirli Şüphe” adını taşıyan senaryosu sinemaya aktarılır. Akşam gazetesinde tefrika halinde romanları da yayımlanan Muharrem Gürses, 1952 yılında çektiği “Kara Efe” filmiyle sinemaya adım atar.

YOK SAYILAN MUHARREM GÜRSES VE SİNEMASI

Filmleri teknik olarak yetersiz, ilkel, sinema dilinden uzak gibi eleştiriler alan Gürses’in 1955-1957 arasında çektiği, iz bırakan üç köy melodramı (Yedi Köyün Zeynep’i, Ceylan Emine ve Sazlı Damın Kahpesi) eleştirmenlerden tepki alır. Dönemin eleştirmenlerinin Türk sineması melodramlarına karşı hoşgörüsüz, tahammülsüz, ön yargılı, uzak ve küçümseyen bir tavır içinde olduğunu da söylemeliyiz.

Yeşilçam sinemasına yönelik bu ön yargılı ve değersizleştirici eleştirel söylem Metin Erksan, Ö. Lütfi Akad, Yılmaz Güney gibi yönetmenlerin, yaptığı filmlere, Vedat Türkali, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Attila İlhan gibi edebiyatçıların senaryo katkılarına rağmen 1970’lerin sonuna kadar sürer.

Muharrem Gürses’in sinemadaki yeri ve özellikleri ilk kez Nijat Özen’in “Türk Sinema Tarihi” kitabında yer bulur. Halit Refiğ de 1 Ekim 1960’ta Vatan Gazetesi’nde “Bilinmeyen Muharrem Gürses” başlığıyla bir yazı yayımlar. Yazıda “Muharrem Gürses’in üzerinde dikkatle durulması gerektiğini” vurgular. 1 yıl sonra Agâh Özgüç’le yaptığı söyleşide de şunları söyler Halit Refiğ: “Kendine mahsus bir çalışma sistemi, gene kendine mahsus bir anlatım yolu olan Muharrem Gürses, vasat bir sinema meraklısını pek ilgilendirmeyebilir. Fakat Türk seyircisinin zevkini en iyi bilen rejisörlerden biri olarak tanınması, eserlerinde hayret verici bir karakter bütünlüğü olması, sanat sosyolojisi ve sanat psikolojisi ile ilgilenenlerin bu sinemacıyı daha yakından inceleyip, tanımalarını gerektirmektedir. Hiç şüphesiz Muharrem Gürses’in ne teknik ne de estetik yönden en iyi rejisörümüz olduğunu iddia etmiyorum. Fakat rejisörlerimiz içinde ‘Üç Arkadaş’ sonrası Memduh Ün’le, eserlerinde en çok karakter bütünlüğü gösteren bir sinemacımızdır.” (Agâh Özgüç, Rejisörler Konuşuyor 7. Büyük Gazete, 3 Mayıs 1961)

Babalarının aksine ağlatmakla değil de güldürmekle ilgili iki tanıdık ve önemli mizahçının, Oyuncu Atilla Arcan ve Çizer, Karikatürist Kemal Gökhan Gürses’in de babaları olan Muharrem Gürses’in mezar taşında “AKTÖR, SENARİST, REJİSÖR MUHARREM GÜRSES 1913-1999” yazıyordur.

Bana göre de “bilinmeyen” çok yönlü Sinemacı, Yazar, Ressam Muharrem Gürses’i ve sinemasını eleştirmek için yok saymak, küçümsemek yerine önce sinemadaki yerini, önemini, değerini araştırmak, incelenmek, gerekiyor.