Garip Kuş (1974) ve Yıldırım Gürses LP (2021)

Geçtiğimiz yılın son günlerinde Artvizyon etiketiyle piyasaya sürülen ve Yıldırım Gürses – Ayla Gürses İle isimli toplama albümle yıllar sonra karşımıza çıkan Garip Kuş şarkısı, aynı isimle çekilen filme de ismini vermişti 1974 yılında.

Dinlemeye doyamadığım Yıldırım Gürses klasikleriyle dolu bu harika albüm vesilesiyle Garip Kuş filmine de bir bakayım dedim geçenlerde. Zira, hafızamda bölük pörçüktü ve çok net değildi bu film. 70’lerde yoğun olarak cereyan eden müzik – sinema etkileşimli böyle güzel örnekler hala ilgimi çekmeye devam ederken, yıllar geçse de gücünden bir şey kaybetmeyen sanat ürünleri her daim hafıza tazeleyici nitelikte. O halde şimdi bu güzel kış gününde arkamıza yaslanalım ve gelin beraber Garip Kuş filmine bir göz atalım. Ben de fırsat bu fırsat diyerek hafızamdaki eksik parçaları birleştireyim ve sizlere hem filmden hem de müziklerden bahsedeyim. Hazırsanız başlayalım o halde.

Garip Kuş (1974)

Garip Kuş

Senaryosunu Bülent Oran‘ın yazdığı, yönetmenliğini Yücel Çakmaklı‘nın üstlendiği Erman Film yapımı melodram türündeki Garip Kuş filmi 1974 sonunda vizyona girmiş. Klasik Yeşilçam melodramlarından esintiler taşıyan film, içerdiği dini ve arabesk motiflerle ilginç bir bileşime sahip. Dozunda kullanılan bu öğeler gerçekçi bir şekilde filme yedirilirken ajitasyondan ve sömürüden uzakta eli yüzü düzgün bir film meydana getirilmiş ve başarılı bir prodüksiyona imza atılmış. Garip Kuş, digital platformlarda daha iyi bir kopyayla izlenmek için restorasyonu hak eden bir film kesinlikle.

Akan jenerikle beraber genç ve güzel Zeynep‘i (Necla Nazır) yavrusu Mehmet (Tufan Tümer) ile birlikte sokaklarda biçare vaziyette yürürken görüyoruz. Hasta olan Zeynep’in hayattaki tek arzusu oğlunu babası Nazmi’ye (Ediz Hun) kavuşturmak. Oğlunu evladı olarak kabul etmemiş ve sokağa atılmış olsa da hala iyi duygular beslemektedir genç kadın Nazmi’ye. Derken bir zaman atlamasıyla eski mesut günlere gideriz.

Avrupa’dan yıllar sonra çiftliğe dönen ressam Nazmi, ablasıyla (Handan Adalı) birlikte çiftlikteki gündelik işlerden sorumlu çocukluk arkadaşı Zeynep’e kaptırıverir gönlünü. Komşuları Mahmut‘un (Kuzey Vargın) Zeynep’i isteyip de alamadığını öğrenen Nazmi elini çabuk tutar ve Zeynep’le dünya evine girer. İntikam yemini eden Mahmut hırsından köpürürken, çiçeği burnunda evliler İstanbul’un yolunu tutmuştur bile.

Çocuk özlemi çeken Zeynep’e en büyük desteği eşi Nazmi vermektedir. Yaz tatili için çiftliğe dönen ikili, yaradana sığınmayı ihmal etmez. Hamile olduğundan şüphelenen Zeynep, aksi bir durum olursa üzülmesin diye doktora gittiğini saklar eşinden. Zeynep ve Mahmut arasında dönen dedikodular Nazmi’nin kulağına gelir ve genç adam şüpheyle dolar. Zeynep, ablama gidiyorum diyerek doktorun yolunu tutar fakat bu esnada ablası çiftlik evine varmıştır bile. Şoke olan Nazmi’nin şüpheleri artmıştır. Doktorundan hamile olduğu haberini alan Zeynep, Nazmi’ye müjdeli haberi vermek için çiftliğin yolunu tutar. Zeynep’e kafayı takan Mahmut, genç kadını tepedeki kayalıklarda kıstırarak tecavüze yeltenir. Zeynep’in hamile olduğunu öğrenmiş olsa da kötülük yapmaya devam eder. Nazmi tarafından yakalanan Mahmut, çetin bir boğuşmanın ardından kayalıklardan aşağı atılır. Zeynep doktordan müjdeli bir haber getirdiğini söylese de aldatıldığını düşünen Nazmi, korkunç bir şüpheyle bebeğin babasının Mahmut olduğunu düşünür. Mahmut’un imdat çığlıklarını duyup yanına varan Nazmi genç adama yardımcı olmak niyetindedir. Son nefesini vermekte olan Mahmut, çocuğun babasının kendisi olduğunu iddia eder. Son isteği doğacak bebeğe kendi isminin verilmesidir. Böylece yaşama gözlerini kapatırken intikamını da almış olur.

Hayatının en büyük şokunu yaşayan Zeynep, Nazmi tarafından lanete uğrar. Zor günler kapıdadır. Derken filmin tekrar başına geliriz. Zeynep ve Mehmet sokaklardadır. Zeynep’in kocasına ulaşma çabaları gönderdiği bir mektupla sonuç verir, tek isteği evladı Mehmet’in babasının yanında başını sokacak bir yuvaya kavuşmasıdır. Olayları tarafsız bir gözle izleyen ve Zeynep’in suçsuz olduğuna inanan Nazmi’nin sevgilisi Ayşe (Birtane Güngör), genç adamın eşini affetmesini gerektiğini düşünür. Yıllar sonra Zeynep’i ilk kez gören Nazmi, genç kadına sırt çevirir. Yeniden hayal kırıklığına uğrayan Zeynep, evladıyla sokaklarda kalakalmıştır. Zaman zaman kalp ağrısı nükseden Zeynep, kararlıdır Mehmet’ini babasına bırakmaya. Zeynep’ten köşke gelen bir umut telefonu sonrasında hala sert tavrını takınmaya devam eden Nazmi, yıllardır köşkte çalışan Sadık Efendi‘nin (Turgut Boralı) resti ve Ayşe’nin ricası üzerine artık yumuşamaya başlamıştır.

Yıllar sonra bir araya gelip hesaplaşan Nazmi ve Zeynep yine uzlaşamaz. Bu esnada camii avlusuna bırakılmış olan Mehmet, şehrin oyunlarla dolu cazibesine kapılarak kalabalıklara karışır. Çocuğunu alması için Nazmi’ye camii avlusunu işaret eden Zeynep, kendini uçurumdan aşağıya atarak adeta suçsuzluğunu kanıtlamak istemiştir. Sokaklarda annesini arayan Mehmet aç biilaç ve perişan bir haldedir. Vicdan azabı çeken Nazmi, hastanede yaşam mücadelesi veren Zeynep’in yanı başındadır. Beklenen mucize gerçekleşmez ve Zeynep yaşama veda eder. Bu noktada film, Nazmi’nin evladını arama mücadelesiyle akmaya devam eder.

Nazmi’nin arkadaşı Komiser Suat (Ahmet Mekin) bu uğurda en büyük destekçisi olmuştur genç adamın. Bu uğurda en büyük dertleri çocuğa dair ellerinde bir ipucu ya da eşkal örneğinin olmamasıdır. Günler günleri kovalamaktadır ve bir sonuç alınamamıştır. Küçük Mehmet kimsesiz bir halde alışkın olduğu camiileri mesken edinmiştir. Düşünde annesini gören Mehmet, aldığı ilahi bir işaretle sokakları arşınlamaya ve annesini aramaya başlar. Umutları azalan Nazmi, zaman zaman çatıştığı Suat’ın gerçekleri yüzüne vurmasıyla hepten çaresiz kalmıştır. Genç adamın tek çaresi Allaha sığınmaktır. Tesadüf eseri bulduğu uyku haplarını yutan ve tren raylarında uyuyakalan Mehmet, üzerinden tren geçmesine rağmen mucizevi bir şekilde hayatta kalır. Açık bulduğu köşk kapısından içeri giren yavrucak önce annesinin portre çizimini görür akabinde babasının yıllar önce yapmış olduğu heykele anne diyerek sarılır ve onu öper. Evladına kavuşan Nazmi’nin gözyaşlarıyla film sona erer. Garip kuşun yuvasını Allah yapar.

Film Müzikleri ve Yıldırım Gürses – Ayla Gürses İle LP (2021)

Yıldırım Gürses LP

Dev sanatçı Yıldırım Gürses’in sözlerini ve müziklerini yazdığı eserlerden Kısmeti ve filme ismini veren şarkı Garip Kuş‘u sanatçının eşi Ayla Gürses yorumluyor. Jenerikte duyduğumuz Kısmet ve finalde duyduğumuz Garip Kuş’un enstrümantal versiyonlarını tema müzikleri olarak da duyuyoruz film akarken. Enstrümantal diğer müzik yerleştirmelerinin de başarıyla kotarılması filmin akışına rahatça kendimizi kaptırmamızı sağlıyor. Nazmi’nin teleferikte Zeynep’e evlilik teklifi ettiği sahnede Yıldırım Gürses’ten duyduğumuz Beni Sevdiğini Kuşlar Söyledi (Söz: Reyman Eray) güzel bir sürpriz doğrusu. Bu eser de diğer iki şarkı gibi enstrümantal versiyonuyla da yer alıyor filmde. Söz konusu şarkılar filmin gösterime girdiği dönemde Seyhan Plak tarafından 45’lik plak formatında basılarak dinleyiciyle buluşmuştu.

Yazımın girişinde de belirttiğim gibi geçtiğimiz günlerde Artvizyon tarafından piyasaya sürülen bir Yıldırım Gürses toplamasında yaklaşık yarım asır sonra ilk kez LP formatında bir araya geldi Garip Kuş ve Kısmet (Albümde Kader ismiyle yer alıyor). Bu iki güzel şarkı 45’likten sonra LP’de de birbirinden ayrılmamış oldu. Üstelik dönem baskı plağı arayanların da derdine derman olmuş oldu. Belkıs Özener LP’i Benim Sesim Sinema ile gönül telimizi titreterek kalıcı işlere imza atan Artvizyon, Türk Sanat Müziğinin unutulmaz sesi Yıldırım Gürses’i yeni kuşaklarla buluşturma görevinden adeta alnının akıyla çıkmayı başarmış. Sanatçının dinleyeni mest eden şahika eserleri Elveda Gençliğim, Son Mektup, Aşk Çiçeği ve Canım İstanbul da LP’de yer alıyor. Daha önce hiç yayınlanmamış Necip Sarıcıoğlu arşiv kayıtlarında yer alan orijinal master bantlardan hazırlanıp sınırlı sayıda üretilen plak 180 gr. ağırlığında ve açılır kapağa sahip. Sanatçının 60. sanat yılını kutlamak isteyen hayranları için kaçırılmaması gereken harikulade bir sürpriz.

Sinematik Yeşilçam için Hazırlayan : Sabahattin Bilgiç – Ocak 2002

Sabahattin Bilgiç

1985 Istanbul doğumlu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının en güzel günleri Cihangir ve Heybeliada’da geçti. Ada akşamlarında kalabalığın peşine takılıp her seferinde biletsiz olarak girdiği ‘’Ayyıldız Sineması’’nda yüzlerce Hollywood film izleyerek, beyazperdenin düşler dünyasına kendisini kaptırdı. Müzik dinlemek ve sevdiği müzikleri farklı formatlarda fiziksel külliyat oluşturma çabasıyla biriktirmek her daim en büyük tutkusu oldu. Gel zaman git zaman, büyülü Yeşilçam dünyası ve özellikle ‘’Siyah Beyaz Türk Filmleri’’ onu da sardı. 2010 yılında kendi blog sitesi ’’küçükBÜYÜKdÜnYam’’ da müzik yazıları yazmaya başladı. Bunu 2015 tarihli kısa ömürlü fanzin ‘’Music Theraphy Club’’ izledi. 2017 yılında plak kapaklarının izini sürerek başladığı ''Sinematik Yeşilçam'' macerasında ‘’Müzik ve Yeşilçam’’ temalı yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: