Beyaz Tozlara Bulanmış Bir Melek: Melek Ayberk

Melek Ayberk Banner

Melek Ayberk (1959 – 1994) ismine ilk defa (hemen hemen on  yıl kadar önce) bir gazetenin pazar günü yayınlanan ekinde rastladım. Yuvarlak yüzlü, siyah kısa saçlı genç kadın oturduğu çimenden objektife doğru kaykılmış ifadesiz bir şekilde bana bakıyordu. Siyah beyaz fotoğraf karesinde ölümsüzleşen bu ana uzun uzun bakarken bir yandan da hafızamı yokluyordum. Yazıda okuduğum hayat hikayesi beni üzerken, tanımadığım bir oyuncuyu keşfettiğime memnundum.

Sinematik Yeşilçam’a bu hafta sinemamızdan rüzgar gibi gelip geçen bahtsız güzel Melek Ayberk’i konuk ediyoruz. Muhtelif tarihlerde kendisiyle yapılan röportajlarda verdiği bilgileri yazı akışı içinde kronolojik olarak derlerken, 80’li yıllarda çıkan haberlerden de yararlandım. Talihsiz oyuncumuzu bu yazı vesilesiyle anmış olalım. İnternet ortamında yalnızca sitemiz aracılığıyla görebileceğiniz bazı fotoğraflar da bu yazının bonusu olsun. O halde hazırsanız başlayalım anlatmaya Melek’in hikayesini.

Taşra’dan Yeşilçam’a

Saklambaç Gazetesi’nin düzenlediği yarışmada Sinema Güzeli seçilerek Yeşilçam’a henüz reşit değilken merhaba demişti güzel Melek. Fakat öncesi de vardı ve geçmişi acılarla doluydu. Güzelliğini, hiç tanıyamadığı ve sevgisine doyamadığı İranlı annesine borçluydu. O zamanlar Antalya’da ailesiyle birlikte yaşayan küçük Melek, postacı olan babasının annesinden ayrılıp ikinci evliliğini yapmasıyla Samsun’a yerleşmiş ve annesinin izini kaybetmişti. Henüz iki yaşındaydı. Tekel’de çalışan üvey annesi öz kızı gibi sevmişti Melek’i, Melek de öz annesi gibi sevmişti bu vefakar kadını. Yeni kardeşleri de vardı artık üstelik. Mutlu zamanlar sadece dört sene sürmüştü. Kaderde yine ayrılık vardı, bu kez de babası anne ve çocukları terk ederek kayıplara karışmıştı.

Melek dokuz yaşına geldiğinde, himayesinde kaldığı ve annesi bildiği kadın bir başkasıyla evlenmişti. Değişen bir şey yoktu, hala geçim zorluğu çekiyorlardı. Sadist üvey babadan şiddet gören küçük kız kabus dolu günler yaşamaktaydı. Kötü alışkanlıklarına yankesiciliği de ekleyen üvey baba hapse düşünce küçük kız biraz olsun nefes alabilmişti. Ailevi problemlerden ve yaşanan bunalımlardan dolayı okuluna konsantre olamıyordu. Ortaokul birinci sınıfa kadar okuyabilmişti halbuki çalışkan ve zeki bir kızdı. Seyrettiği filmlere, okuduğu fotoromanlara fazlaca düşkündü. Yaşadığı zor ve acımasız hayattan belki de bir süreliğine bu şekilde uzaklaşabiliyordu.

Hapisten dönen ve çalışıp ailesine bakmayan üvey baba, yaptığı kötülüklere devam ederek çocuk yaşta zorla evlendirmişti Melek’i. Samsun’dan Ankara’ya gelin giden Melek, mutlu günlerin hayalini kuruyordu. Eşinin esrar düşkünü, kayınvalidesinin de kadın satıcısı olduğundan bihaberdi. Evliliğinin üçüncü ayında kocasını başka bir kadınla yakalayınca dünyası başına yıkılmıştı. Artık katlanamıyordu kocasına. Çaresiz dönmüştü annesinin yanına, Samsun’a. Oysa ki mutlu bir yuvanın kadını olmak için neler vermezdi. Evliliğinin hüsranla bitme sebeplerinden biri artık onun için bir teselli kaynağıydı: Esrar. İlk kez denemişti bu maddeyi. Ankara günlerinde tanıştığı kadın bir figüranın tavsiyesiyle Saklambaç Gazetesi’nin  yarışmasına katılmaya karar verdi. Yine bu dönemde tanıştığı ünlü bir şarkıcıyla evli olan işadamı, kulüp başkanı M. Ü ‘nün ekonomik desteği, bağlantıları ve gücü sayesinde zorlanmadan tacına kavuşmuştu: 1974 Saklambaç Gazetesi Sinema Güzeli

Böylelikle şöhrete kavuşmuştu güzel yıldız. Eşarbını çıkarmış, en güzel elbiseleri giymişti. Uluslararası bir güzellik yarışmasında Türkiye’yi İtalya’da temsil etme şansını yaşı tutmadığından ve ailesi izin vermediğinden dolayı tepmişti. Bu olay ömür boyu içinde bir ukde olarak kalacaktı. Önüne bakmak zorundaydı genç kız, Erler Yapım’dan gelen teklifi kabul ederek Kara Murat Ölüm Emri (Yön: Natuk Baytan) filmiyle muradına ermişti. Prenses Olimpia’nın (Feri Cansel) yardımcısı Zeynep rolündeydi. Güzelliğiyle göz doldurmuştu. Alelacele İstanbul’a taşınmıştı. Herkesin kendini olduğundan farklı göstermeye çalıştığını fark etmişti, alışamamıştı bir türlü bu şehrin insanlarına. İkinci filmi Unutama Beni’de (Yön:Mehmet Dinler) Serdar Gökhan, Hale Soygazi, Seyhan Karabay ve Esmeray’la kamera karşısındaydı. Sinema çevrelerinde de ismi duyulmaya başlamıştı. 1974’ü iki filme geçiren Ayberk’e teklifler gelmeye devam ediyordu. Bu esnada kariyerinde yeni kapılar açabilecek ve kendisini geniş kitlelere ulaştırabilecek büyük bir fırsatı tepmişti. TRT’nin Aşk-ı Memnu isimli televizyon dizisi için yapılan teklifi öpüşmek istemediği gerekçesiyle reddetmişti. Rolü kim kapmıştı dersiniz? Yakın geleceğin en büyük kadın yıldızlarından biri olacak Müjde Ar!

Sonun Başlangıcı

Kraliçe seçildikten sonra yapılan anlaşmalardaki sözler tutulmamış, çevirdiği filmlerden eline bir şey geçmemişti. Gençliğini ve güzelliğini bir vampir gibi emen M. Ü, genç kızı başından atmıştı. Melek, parasızlıktan evinin kirasını bile ödeyemiyordu. Yabancısı olduğu şehirde edindiği kötü arkadaşlar, girip çıktığı tuhaf eğlence ortamları, aşina olduğu fakat kullanmakta direndiği uyuşturucu maddeler aklını çelmekteydi. Arkadaş zoruyla bir kaç kez denedikten sonra hoşlanmaya başlamıştı bu işten.

1975 yılı ve şöhret uğurlu gelmemişti. Evet, filmlere devam ediyordu ama hayatındaki problemler de hızla artarak devam etmekteydi. Hayatında artık kötü bir dost vardı: Eroin. O yıl güçlükle tamamladığı 7 filmde komediden avantüre, tarihi/kostüme filmlerden erotik yapımlara kah başrollerde kah ikinci rollerdeydi. Ertesi yıl rol aldığı üç filmle Yeşilçam’dan elini eteğini çekerek son noktayı koyuyordu: Nereye Arkadaş (Yön: Çetin İnanç), Cıbıl (Yön: Hüseyin Peyda), Arzu (Yön: Arda Uskan) Yeşilçam’ın erotik furyaya iyiden iyiye meylettiği döneme denk gelen Ayberk, kariyerini sonlandırmak pahasına düzene karşı çıkmıştı:

”Öpüş dediler, öpüşmedim. Soyun dediler, soyunmadım. Kaybedersin dediler, kaybettim!..”

Sinemamızdan şahane bir ay parçası, bir Melek adeta rüzgar gibi gelip geçmişti. Yaşadığı baş döndürücü zamanları, sisli hatıraları noktasına virgülüne dokunmadan kendi ağzından aktaralım:

”En güzel elbiseleri giydim. Birbiri ardına film teklifleri aldım. Çevireceğim on film için bana yüzbin lira vereceklerdi. Ama bir kuruş alamadım. Beni sinema güzeli seçen gazete tarafından da verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmiyordu. Bir yandan da gençliğimden güzelliğimden yararlananlar beni bir batağa doğru itiyorlardı. Bense bu arada elime geçen üç beş kuruşu aradığım mutluluğu bulmak için esrara veriyordum. Çalışma düzenim bozulmuştu. Amigo Hüsnü, Cellat, Vur Tatlım gibi filmlerimi güç bela tamamladım. Bu sırada tandığım Aysel isimli bir kızla aynı apartmanda oturmaya başladık. O da benim gibi uyuşturucu madde kullanıyordu. İşte bu arkadaşlıktan sonra uyuşturucu maddelere olan yakınlığım daha da arttı. Beraber esrar alemleri yapıyorduk. Satıcılar esrarı kapıma kadar getirir olmuşlardı. İşte bu yaşantı benim tükenişim oldu. Mutluluğu bulmak için esrar da yeterli olmuyordu. Param oldukça arada sırada eroin de kullanmaya başladım. İşte bu benim sonumdu.”

Eroin Şebekesi ve Yargı Süreci

Zamanla beyaz zehre tutsak olan Melek, sağlık problemleri yaşıyordu. Karaciğeri büyümüştü ve düzenli tedavi görmesi gerekiyordu. Melek’i uyuşturucuya alıştıran arkadaş grubu yine iş başındaydı. Genç kadın, kısa sürede uyuşturucuyu hem kullanan hem de pazarlayan bir aracıya dönüşmüştü. Şebeke İstanbul’daki diskoteklerde faaliyetlerine doludizgin devam ediyordu. Derken, 20 Aralık 1980‘de narkotik şube ekiplerince 20 Milyon Lira değerinde eroinle yakalandılar. Ayberk ve arkadaşları suçlarını itiraf ettiler. Tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevi‘ne kondular. Haklarında 5 yıldan 36 yıla kadar ağır hapis istemiyle davalar açıldı. Melek’in hastane raporlarında ”Eroine düşkünlük bulguları” saptanmadı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi‘nde müşahede altında tutulup, 11 ay sonra şartlı salıverildi. Artık tanınamaz bir haldeydi, tüm güzelliği adeta sönmüştü kısa sürede. Samsun’daki gecekonduya döndü, Yargıtay kararını bekledi ve sonunda hürriyetine tekrar kavuştu. Tüm bu yargılama sürecinde basın fırsatı kaçırmadı, hem günah keçisi hem de kader kurbanı ilan ettiği genç kadını sayfalarca yazıyla tekrar gündeme taşıdı. Skandal, dram ve çöküş her daim satıyordu boyalı basında.

Sular iyice durulduktan sonra sürpriz bir şekilde 1986’da yayınlanan ”Melek Ayberk Hayatını Yeni Baştan Kuruyor” haberiyle gazete sayfalarındaydı. Kilo almış, saçlarını sarıya boyatmış ve sağlıklı görünüyordu. Bir zamanların sinema kraliçesi belli ki hayatına yeni bir yol çizmişti. Taksim‘deki Pandarossa Bar‘da barmaidlik yapmaya başlayan Ayberk, yeni işinden zevk alırken umut doluydu:

”Geçmişin hatalarını geleceğim için birer ibret timsali olarak görüyorum. Hayat benim için tekrar başlıyor.”

İzini kaybettiren ve Yeşilçam’a dönmeye tövbe eden Melek Ayberk’ten vefat ettiği 1994 yılına kadar bir daha haber alınamadı. Uyuşturucuyu bırakmayı başarabildi mi? Ya da devam etmek zorunda kalıp sekiz sene boyunca savaş mı verdi? Başka sağlık sorunları yaşıyor muydu? Ölüm sebebi uyuşturucuyla intihar mıydı? Sebep her ne olursa olsun henüz otuz beş yaşında çok erken bir gidişti bu. Umuyorum ki yattığı yerde huzurludur. İzledikçe içimi sızlatan filmlerinin listesini vererek yazımı sonlandırayım…

Filmografi

Kara Murat Ölüm Emri – 1974

Unutama Beni – 1974

Cellat – 1975

Vur Tatlım – 1975

Amigo Hüsnü – 1975

Kokla Ama Koparma – 1975

Dadaş Rıfat Geliyor – 1975

Nereden Çıktı Bu Velet  – 1975

Turhanoğlu – 1975

Nereye Arkadaş – 1976

Cıbıl – 1976

Arzu – 1976

Kaynakça: Hey Dergisi 1974, Hayat Dergisi 1980,1981 / Milliyet Gazetesi 1980,1981 / İnci İlavesi 1983 / Ses Dergisi 1984

Sinematik Yeşilçam için Hazırlayan : Sabahattin BİLGİÇ

Sabahattin Bilgiç

1985 Istanbul doğumlu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının en güzel günleri Cihangir ve Heybeliada’da geçti. Ada akşamlarında kalabalığın peşine takılıp her seferinde biletsiz olarak girdiği ‘’Ayyıldız Sineması’’nda yüzlerce Hollywood film izleyerek, beyazperdenin düşler dünyasına kendisini kaptırdı. Müzik dinlemek ve sevdiği müzikleri farklı formatlarda fiziksel külliyat oluşturma çabasıyla biriktirmek her daim en büyük tutkusu oldu. Gel zaman git zaman, büyülü Yeşilçam dünyası ve özellikle ‘’Siyah Beyaz Türk Filmleri’’ onu da sardı. 2010 yılında kendi blog sitesi ’’küçükBÜYÜKdÜnYam’’ da müzik yazıları yazmaya başladı. Bunu 2015 tarihli kısa ömürlü fanzin ‘’Music Theraphy Club’’ izledi. 2017 yılında plak kapaklarının izini sürerek başladığı ''Sinematik Yeşilçam'' macerasında ‘’Müzik ve Yeşilçam’’ temalı yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir